- ABDÜRRAHİM ÇOKGÜNGÖR
Hz. Ali’nin (ra) Besmeleli ihbarı ile büyük evliyanın Mehdi‘nin zuhuruna dair ihbarı örtüşür. Mehdi’nin doğumu ile zuhuru farklı tarihlerdir. Zuhur doğumdan 40-50 yıl sonradır. Besmele’nin 19’uncu son harfi mimdir. 19. yüzyılın başlarında Mehdi’ye işaret eder. 1915’te ilk eserini vererek bilmeden aday olur. 3 yıl sonra da bir gecede bir rüya ile ıslah edilerek yeni vazifeye hazırlanır. Bu tarihten itibaren ilham meleği ile hareketlendirilen Mehdi hizmete başlar. Bu tarih 1343-1926. Çünkü o tarihlerde Süfyan da huruç etmiştir. Tabi Büyük Deccal de ifsada başlamıştır.
Mehdi-Mesih ikilisi manevi cihad için ortaya çıkar. Ahir zamanın silahları harflerdir. Çünkü Bediüzzaman’ın da işaret ettiği gibi medeniye galebe çalmak ikna ile olur. Yani Mehdi, Kur’an hakikatlerini izah ve tebliğ ile galebe çalacak. Bu da “ikrah” ile değil “ikna” ile olacak. Ki olan da budur.
Rumi takvimin icad ve kullanıma başlama tarihi 1839. Batılı hukuk ve adetlerin resmi kabulü ile birlikte düzenlenmiştir. Muhyiddin-i Arabi ise ondan 500 yıl kadar önce yaşamıştır. O Mehdi’nin Rumeli’nde zuhurunu keşfettiği için, hicri takvimin kameri olanı ile değil şemsi olarak hesaplananını kullanmıştır. Hicri şemsi takvimin 100 yılı, Hicri 103 kameri yılına denktir. O zaman şemsi 1255 tarihi hicri takvime göre 1294 eder. 1255, 33’e bölünürse = 38 + 1255 = 1293-94. Bu Mehdi’nin Hicri takvime göre doğum tarihidir. Zuhur değil.
Mehdi 12. İmamdır. Yani 1300’lü Hicri, 1900’lü Miladi yıllarda vazife görür. Demek oluyor ki 1200’lü yılların sonunda veya 1300’lü yılların başında dünyaya gelir. 1294 tarihi de bunu ispat eder. Bestami Hazretleri Mehdi’nin 1294 yılında doğacağını “Ed Dürret-ün Nasia” adlı eserinde açık açık yazar. Üstelik Hz. Arabi dahil Aliyyul Havas ve Kutbu Şa’rani’nin verdikleri şemsi 1255 tarihini hicri takvime göre tavzih eder. Bu kameri takvimde 1294 yılıdır. 1879 tarihine denktir. Bağdadi ise 1779 tarihinde dünyaya gelir. Benim tarihlerim o velilerin istihraçlarıdır. İster kabul et ister etme.
Bir küçük not. Mehdi herkes uykuda (gaflette) iken hizmetini yapıp gider. Kimseyi uyandırmaz. Üstelik Süfyan’ın CEBRİ-KEYFİ-ASKERİ-KÜFRİ rejimi var iken.
Mehdi 12. İmamdır. Yani 1300’lü Hicri, 1900’lü Miladi yıllarda vazife görür. Demek oluyor ki 1200’lü yılların sonunda veya 1300’lü yılların başında dünyaya gelir. 1294 tarihi de bunu ispat eder. Bestami Hazretleri Mehdi’nin 1294 yılında doğacağını “Ed Dürret-ün Nasia” adlı eserinde açık açık yazar. Üstelik Hz. Arabi dahil Aliyyul Havas ve Kutbu Şa’rani’nin verdikleri şemsi 1255 tarihini hicri takvime göre tavzih eder. Bu kameri takvimde 1294 yılıdır. 1879 tarihine denktir. Bağdadi ise 1779 tarihinde dünyaya gelir. Benim tarihlerim o velilerin istihraçlarıdır. İster kabul et ister etme.
Bir küçük not. Mehdi herkes uykuda (gaflette) iken hizmetini yapıp gider. Kimseyi uyandırmaz. Üstelik Süfyan’ın CEBRİ-KEYFİ-ASKERİ-KÜFRİ rejimi var iken.
Şimdi Bediüzzaman 24. Sözde belirttiği gibi evliyalar, gördüklerinde, keşiflerinde ihtilaf edebiliyorlar. Birbirlerini tasdik etmeyebiliyorlar. Görür gibi olan keşifleri bazen hilaf-ı vaki ve muhalif-i hak çıkabiliyor. Sebebi ayrı bir konu. Keşiflerinde önlerine çıkan berzahları aşamıyorlar, esmanın tecelliyatının cilveleri farklı olabiliyor. Mesela Cibali Baba da evliya, Akşemseddin de. Cibali Baba Osmanlı toplarının güllelerine karşı Rumları korurken, Akşemseddin fethe mani olan bu eyleme karşı Cibali Baba’yı manevi makamından azlederek top güllelerinin hedefi vurmasının önündeki engelleri kaldırıyor.. Evliyanın işine akıl sır erilmez değil, ama durum böyle.
Ahir zamanı anlamak için 1300 yıldır süre gelen gelenek ve göreneklerden arınarak algılanmalı. İnsanlık Hz. Adem’den başlayarak günümüze kadar şu devirlerden geçmiştir: 1) Vahşet ve bedevilik (ilkel hayat) devri.2) Memlûkiyet (Kölelik) devri.3) Esirlik devri. 4) Ecir (Ücretlilik) devri .5) Serbestiyet (hürriyet) ve malikiyet (mülk edinme) devri. Sanayi devrimi ile ilk sinyallerini veren malikiyet ve serbestiyet geçen asrın en belirgin özelliğidir. Eğitimin yaygınlaşması, demokratik hayatın gelişmesi ve ekonomik açıdan imkanlara kavuşan beşer, artık hüküm altına girmek istemiyor. Hak ve hürriyetleri geliştirerek kullanmak istiyor.
İşte Mehdi böyle bir eğitimin ve medeni hayatın geliştiği bir dönemde hizmet yapacak. Karşısında bilgili ve eğitimli topluluklar var. Bu devire, İslam dünyası tükenmiş olarak başladı. Müslüman dünyasının tamamı 1918’de düşman işgali altında idi. Türk İstiklal Harbi de Türk-Yunan Savaşı’ndan ibarettir. Pazarlıklar sonucu Yunan’a emperyalistlerin özellikle İngiliz desteği çekilir. Çekilince de Yunan’ın işi biter. İngilizler de İstanbul’un işgaline son vererek Türkleri Boğazlar için Ruslara karşı kullanma stratejisi gereği çekilir, ama hatırı sayılır bir vesayet bırakarak. Bu da din düşmanlığıdır.
Komünist blokun 2. Cihan Harbi ertesi dünya için tehlike arz etmesi üzerine panikleyen Türkiye NATO’ya girer. Çünkü 1910’dan beri askeri güç ve malzeme açısından sıfırı tüketmişti. Hasıl-ı kelam İslam’ın kılıç gücü bitmişti. Ama emperyalistlerin değil. Bu durum karşısında kader-i İlahi medeni devrin gereği olarak Mehdi-Mesih ikilisini devreye sokar. Hz. Mehdi, Al-i Beyt’in mümessil ve varis-i nebidir. Bir rivayete göre onun mana aleminde Hz. Geylani’nin üzerinden Hz. Ali’ye (ra) onun da üzerinden Hz. Peygamber’e ulaşacağı belirtilir. Çünkü o beşerin son şansıdır. Hatem-ül müceddidindir. Bu ikilinin vazifesi dinsizlik cereyanın sona erdirip bütün dünyada tevhidi hakim kılarak sulh-u umumiyi sağlamaktır. Bu 100 yıllık bir süreçtir. Bu konuda büyük mesafe alınmıştır. Şimdi mesele Ortadoğu’da vekalet savaşlarıyla hakimiyeti tesis etmeye çalışan Yahudi deccali temizlemeye kaldı. Olan bu. O son engel. 2-6-7 yıl içinde bu görülecek.
Bir asır önce acılar için şunu hatırlatırım. Balkan Harbi’nde yurtlarından olan 5 milyona yakın Müslüman yola koyulur. Aç ve sefil aylarca döküle döküle, ağaç kavuklarını yiye yiye kaçı ana yurda ulaşır. 1.5 milyon mu? Yolda telef olanların çilesini biliyor musunuz? Ya Sina Çölü’ndü telef olan Mehmetçik. Medine kuşatmasında çekilen sıkıntı. Gazze’de kırılan asker, Şam’da çıkan huzursuzluk. Filistin’de kırılan asker. Aç ve susuz. Cephanesiz. Siz bunları okudunuz mu?
İşte Mehdi böyle bir eğitimin ve medeni hayatın geliştiği bir dönemde hizmet yapacak. Karşısında bilgili ve eğitimli topluluklar var. Bu devire, İslam dünyası tükenmiş olarak başladı. Müslüman dünyasının tamamı 1918’de düşman işgali altında idi. Türk İstiklal Harbi de Türk-Yunan Savaşı’ndan ibarettir. Pazarlıklar sonucu Yunan’a emperyalistlerin özellikle İngiliz desteği çekilir. Çekilince de Yunan’ın işi biter. İngilizler de İstanbul’un işgaline son vererek Türkleri Boğazlar için Ruslara karşı kullanma stratejisi gereği çekilir, ama hatırı sayılır bir vesayet bırakarak. Bu da din düşmanlığıdır.
Komünist blokun 2. Cihan Harbi ertesi dünya için tehlike arz etmesi üzerine panikleyen Türkiye NATO’ya girer. Çünkü 1910’dan beri askeri güç ve malzeme açısından sıfırı tüketmişti. Hasıl-ı kelam İslam’ın kılıç gücü bitmişti. Ama emperyalistlerin değil. Bu durum karşısında kader-i İlahi medeni devrin gereği olarak Mehdi-Mesih ikilisini devreye sokar. Hz. Mehdi, Al-i Beyt’in mümessil ve varis-i nebidir. Bir rivayete göre onun mana aleminde Hz. Geylani’nin üzerinden Hz. Ali’ye (ra) onun da üzerinden Hz. Peygamber’e ulaşacağı belirtilir. Çünkü o beşerin son şansıdır. Hatem-ül müceddidindir. Bu ikilinin vazifesi dinsizlik cereyanın sona erdirip bütün dünyada tevhidi hakim kılarak sulh-u umumiyi sağlamaktır. Bu 100 yıllık bir süreçtir. Bu konuda büyük mesafe alınmıştır. Şimdi mesele Ortadoğu’da vekalet savaşlarıyla hakimiyeti tesis etmeye çalışan Yahudi deccali temizlemeye kaldı. Olan bu. O son engel. 2-6-7 yıl içinde bu görülecek.
Bir asır önce acılar için şunu hatırlatırım. Balkan Harbi’nde yurtlarından olan 5 milyona yakın Müslüman yola koyulur. Aç ve sefil aylarca döküle döküle, ağaç kavuklarını yiye yiye kaçı ana yurda ulaşır. 1.5 milyon mu? Yolda telef olanların çilesini biliyor musunuz? Ya Sina Çölü’ndü telef olan Mehmetçik. Medine kuşatmasında çekilen sıkıntı. Gazze’de kırılan asker, Şam’da çıkan huzursuzluk. Filistin’de kırılan asker. Aç ve susuz. Cephanesiz. Siz bunları okudunuz mu?
Bir Alman gazeteci o zaman durumu anlatmış:
“Selanik’teki Ayasoyfa Camii üzerinde artık haç yükseliyor. Ama nerede Hıristiyanlık ve insanlık? Talan, ırza geçme olayları korkunç derece arttı. Çeteler Müslüman köylerdeki Müslümanlara yapmadıklarını bırakmadılar. Çok sayıda göçmen açlıktan ya da sürgünde öldü.”
1918-1928 arasına gelince Ya yaya şaşa zart zurt çok yaşa devri. Osmanlı merkezinde çoğu çocuk ve sakat erkelerden oluşan 10 milyon nüfusu var. İşte o sırada ne olur? Sıkıysa olanları yaz. Siz o devri hakkında ne biliyorsunuz ki? Yazılamadı ki? Sadece dedikodu ve sızıntıları biliniyor. Ama bir gün yazılacak. O zaman insanlığınızdan utanacaksınız insanlığınızdan. Cebri-keyfi-küfri-askeri.
Hilafet kavramı bizde bilinen bir konu değildir. Muhakemesiz kabul edilen ısırıcı hilafet üzerinden ahkam kesiliyor. Hilafet’in asli vazifesi nedir? Dikkat edilirse Hz. Peygamber o hadisinde Abdülhamid için “Halifeniz” diyor. “Halifem” demiyor. Çünkü…
Hilafet, Hz. Peygamber'in buyurduğu üzere "Benden sonra hilafet 30 senedir." Buna Hz. Hasan'ın (ra) altı aylık hilafeti dahil. Ondan sonra İslam tarihinde saltanata inkılap eden "ısırıcı hilafet" dönemi başlamıştır. Bu dönemin özelliği, askeri ve maddi iktidara dayanan "cismani" otorite dönemidir. Feragat, irşat ve hikmete dayanan "manevi" hilafet ile bir ilgisi yoktur. İktidar kavgalarına alet edilmiştir. Ve saltanata inkılap etmiştir.
Mehdi ise halifetullahtır. Al-i Beyt’in mümessili. Hz Hasan’ın (ra) şahsa ve kuvvete dayanan hilafeti bırakırken “Hakiki hilafet” dediği manevi irşad esas alan manevi hilafeti kast etmiştir. İşte Mehdi bu hilafeti tamamlayacaktır. Yani 5. Büyük Halife ünvanına hak kazanır. Ve Hz. Hasan’ın (ra) yarıda kalan 6 aylık hilafetinin ömrünü uzatır.
Isırıcı Hilafetin, Hadis ihbarına göre devri bittiğinden Mehdi veya cemaati 3. Fasılda artık manevi irşad ve hikmete dayanan hilafeti hayata geçirecektir. Siyasete, askere, iktidara, zümre hakimiyetine dayanmayan manevi irşadı esas olan hakiki hilafet. Mehdi, her şeyi yeniden inşa edecek. O 3 vazifeyi de cemaati yapacak. Eski tarz Hilafeti unutun. Sancağı kelime-i tevhid olan manevi bir hakimiyettir.
Isırıcı Hilafetin, Hadis ihbarına göre devri bittiğinden Mehdi veya cemaati 3. Fasılda artık manevi irşad ve hikmete dayanan hilafeti hayata geçirecektir. Siyasete, askere, iktidara, zümre hakimiyetine dayanmayan manevi irşadı esas olan hakiki hilafet. Mehdi, her şeyi yeniden inşa edecek. O 3 vazifeyi de cemaati yapacak. Eski tarz Hilafeti unutun. Sancağı kelime-i tevhid olan manevi bir hakimiyettir.
Bediüzzaman, Mehdi ve cemaatinin hizmeti sonucu ittihad-ı İslam ile oluşacak cemahir-i müttefika yani birleşik cumhuriyetler devrinde hilafetin manevi hizmet edeceğini açıklar. Yani dini irşada dayanan bir hilafettir. Hilafetin bir amacı da alem-i İslam’ı maddi-manevi korunması ve istiklalini kazanılmasında büyük rol oynamasıdır. Bu konuda Hz. Mehdi’nin cemaati yani İslam Alemi, Mesih cemaatinin büyük yardımını görecektir.
Gerçek hilafetin ne anlama geldiğini anlamak için Bediüzzaman’ı dinleyelim:
(Eğer denilse: Neden hilâfet-i İslâmiye Âl-i Beyt-i Nebevîde takarrur etmedi? Halbuki en ziyade lâyık ve müstehak onlardı.
(Eğer denilse: Neden hilâfet-i İslâmiye Âl-i Beyt-i Nebevîde takarrur etmedi? Halbuki en ziyade lâyık ve müstehak onlardı.
Elcevap: Saltanat-ı dünyeviye aldatıcıdır. Âl-i Beyt ise, hakaik-i İslâmiyeyi ve ahkâm-ı Kur’âniyeyi muhafazaya memur idiler. Hilâfet ve saltanata geçen, ya nebî gibi mâsum olmalı, veyahut Hulefâ-i Râşidîn ve Ömer ibni Abdülâziz-i Emevî ve Mehdî-i Abbâsî gibi harikulâde bir zühd-ü kalbi olmalı ki, aldanmasın.
Halbuki, Mısır’da Âl-i Beyt namına teşekkül eden devlet-i Fâtımiye hilâfeti ve Afrika’da Muvahhidîn hükûmeti ve İran’da Safevîler devleti gösteriyor ki, saltanat-ı dünyeviye Âl-i Beyte yaramaz; vazife-i asliyesi olan hıfz-ı dini ve hizmet-i İslâmiyeti onlara unutturur. Halbuki, saltanatı terk ettikleri zaman, parlak ve yüksek bir surette İslâmiyete ve Kur’ân’a hizmet etmişler.
İşte, bak: Hazret-i Hasan’ın neslinden gelen aktablar, hususan Aktâb-ı Erbaa ve bilhassa Gavs-ı Âzam olan Şeyh Abdülkadir-i Geylânî ve Hazret-i Hüseyin’in neslinden gelen imamlar, hususan Zeynelâbidin ve Cafer-i Sadık ki, herbiri birer mânevî mehdî hükmüne geçmiş, mânevî zulmü ve zulümatı dağıtıp envâr-ı Kur’âniyeyi ve hakaik-i imaniyeyi neşretmişler, cedd-i emcedlerinin birer vârisi olduklarını göstermişler.)
Bediüzzaman 1918 tarihinde Sünuhat adlı eserinde “mademki Hilafetin siyasi makamı Meclis ve Şura ile temsil ediliyor, dini ayağını temsil eden meşihatın da şura ile temsilini” teklif eder. Böylece Hilafetin ferdi temsili yerine heyetle temsilini öngörür. Bunun 1922 tarihinde geldiği Ankara’da yayınladığı bir beyannamede de tek bir cümle ile ifade eder. Ama Ankara’daki kafalar dumanlı ve mukallittir. Yani kişiliksizdir. Maziye sırtını çevrine Batının kuyruğuna takılarak medeni alemde yer alacağını sandığından her şey: The End.
Şimdi ahir zamanın şahısları yani müsbet-menfi şahısları sırr-ı teklife tabidir. Müphemdir. Yani belirsizdir. Ve öyle olması gerekiyor. Çünkü bütün insanlık tarihini en büyük fitne-fesadı dalga dalga insanlığa musallat olduğu bir dönemde, hizmet şahıstan alınır. Artık şahs-ı maneviyeye, yani çok geniş anlamda bir cemaate, bir millete ve ümmete verilir. Mehdi’nin başlattığı ihtida cereyanı gelişip yayıldıkça ona tabi olanlar bir hedefe yönelerek o amaca hizmet eder. Medeni alemde milli iradenin tecellisi seçim ile meclis ve şuralara yansıyor. Yani millet mü’minlerden oluşuyorsa, sırr-ı teklif hepsini kapsıyor. Ahir zamanın hizmeti bu sebeple bir şahsa yüklenemez. Çünkü insan kusursuz değildir, bir hata yapınca gözden düşer. Haklı davası çürür. Ama millet bir manevi önderin kılavuzluğunda hata yapmaz. Bu Hz. Peygamber’in ifade ettiği bir dini müjdedir: “Ümmetim batıl üzerinde ittifak etmez”.
Bediüzzaman 1918 tarihinde Sünuhat adlı eserinde “mademki Hilafetin siyasi makamı Meclis ve Şura ile temsil ediliyor, dini ayağını temsil eden meşihatın da şura ile temsilini” teklif eder. Böylece Hilafetin ferdi temsili yerine heyetle temsilini öngörür. Bunun 1922 tarihinde geldiği Ankara’da yayınladığı bir beyannamede de tek bir cümle ile ifade eder. Ama Ankara’daki kafalar dumanlı ve mukallittir. Yani kişiliksizdir. Maziye sırtını çevrine Batının kuyruğuna takılarak medeni alemde yer alacağını sandığından her şey: The End.
Şimdi ahir zamanın şahısları yani müsbet-menfi şahısları sırr-ı teklife tabidir. Müphemdir. Yani belirsizdir. Ve öyle olması gerekiyor. Çünkü bütün insanlık tarihini en büyük fitne-fesadı dalga dalga insanlığa musallat olduğu bir dönemde, hizmet şahıstan alınır. Artık şahs-ı maneviyeye, yani çok geniş anlamda bir cemaate, bir millete ve ümmete verilir. Mehdi’nin başlattığı ihtida cereyanı gelişip yayıldıkça ona tabi olanlar bir hedefe yönelerek o amaca hizmet eder. Medeni alemde milli iradenin tecellisi seçim ile meclis ve şuralara yansıyor. Yani millet mü’minlerden oluşuyorsa, sırr-ı teklif hepsini kapsıyor. Ahir zamanın hizmeti bu sebeple bir şahsa yüklenemez. Çünkü insan kusursuz değildir, bir hata yapınca gözden düşer. Haklı davası çürür. Ama millet bir manevi önderin kılavuzluğunda hata yapmaz. Bu Hz. Peygamber’in ifade ettiği bir dini müjdedir: “Ümmetim batıl üzerinde ittifak etmez”.
Bediüzzaman ahirzaman Mehdi ve cemaatinin ve şahs-ı manevisinin hizmetini 3’e ayırır. Mekke dönemi, Medine dönemi ve Şam-Bağdat-İstanbul dönemini andıran, iman, hayat ve şeriat.
Evliyalık ferdi bir manevi terakkidir. Bu zamanda dinsizliğin yoğun tasallutu zamanında hedef evliya olmak değil, hakiki iman sahibi olma zamanıdır. Yani bir insanı mü’min yapmak 10 evliya yapmaktan daha müreccehtir. Çünkü cennete evliya olmadan da gidilir, ama imansız asla.
Bütün sitelerde ahir zaman konusunda sadece nakil yapıyor. Şu şunu söylemiş, bu bunu söylemiş. Bunların dış manalarına bakılarak bir kanata varılamaz veya hüküm verilemez. Mehdi ve Mehdiyet’i tanımak için nur-u iman sahibi olmak gerektiği gibi Mesih’i de bilmek da öyledir.
Rivayet: Mesih nüzul eder. Yani aniden iner. Ama şöyle bir özelliği var. İhtiyaca göre. Mesihiyet parça parça, kısım kısım, nüzul eder. Mesela 2. Cihan Harbi sonucu dünya dinsizliği eseri büyük bir komünist tehlikesi altında kalır. O zaman Hz. Peygamber’in haber verdiği emniyet ittifakı kurulur . Bu ittifakı Müslümanlar değil Hıristiyanlar kurdu. Bize de dahil olduk. Türkiye NATO’ya girerek komünist tehlikesine karşı İslam dünyası için bir sedd-i zülkarneyn olurken, Vatikan Müslümanlar için uyarılır. Kim uyardı. İki manevi cenahtan Mehdi ve Mesih tarafından. Ve 1962 yılında yüzyıllarca yıl sonra Vatikan Konsülü il kez toplandı ve bir dizi karar aldı. İslam’ın bir kurtuluş yolu olduğu kabul edildi. Dinsizliğe karşı işbirliği vurgulandı. O tarihe kadar Hıristiyanlara göre küfür olan Müslümanlık bir başka kurtuluş yolu olduğu kabul edildi. Ve Papalık o tarihten başlayarak dini günlerimizi ve bayramlarımızı kutlamaya başladı. 1984 yılında 112 Kardinal tevhidi kabul etti. Bu karar gizli idi. Açık edilmedi. 10 yıl sonra bir kardinal bunu duyurdu. Hatta o toplantıda tanrıya Müslümanlar gibi Allah deme kararı verildi. Ama bu Siyonistlerin entrikasıyla siyasiler tarafından açıklanması önlendi. Yahudi kökenli küresel sermayenin başa geçirdiği neoliberal batılı iktidarlar izin vermedi. Buna rağmen Papa Paul yazdığı bir kitaba Fatiha Suresi’ni alarak izahlarda bulundu.
Hz. Peygmaber buyuruyor ki: Deccal Mesih’i görünce tuzun suda eridiği gibi erir. Yani yok olur. Büyük Deccal olan komünizm kaç haftada yıkıldı? Bir kaç haftada. Nasıl oldu bu? Sırr-ı teklifi çözen bunu anlar.
Ahir zamanın hizmeti avamın ve sade insanların anlayışının çok fevkinde hikmetlerle dolu. Bütün evliya yani ehl-i tasavvufun küçük evliyası Mehdi hakikatini görmüş. Ama bir gününü, ama bir saatini ama bir fethini. Ve müjde vermişler. Deryadan bir damlayı nazara vermişler. Ama Mehdi ve Mesih ve cemaatlerinin fütûhatı bir damla değil. Derya.
Evliyalık ferdi bir manevi terakkidir. Bu zamanda dinsizliğin yoğun tasallutu zamanında hedef evliya olmak değil, hakiki iman sahibi olma zamanıdır. Yani bir insanı mü’min yapmak 10 evliya yapmaktan daha müreccehtir. Çünkü cennete evliya olmadan da gidilir, ama imansız asla.
Bütün sitelerde ahir zaman konusunda sadece nakil yapıyor. Şu şunu söylemiş, bu bunu söylemiş. Bunların dış manalarına bakılarak bir kanata varılamaz veya hüküm verilemez. Mehdi ve Mehdiyet’i tanımak için nur-u iman sahibi olmak gerektiği gibi Mesih’i de bilmek da öyledir.
Rivayet: Mesih nüzul eder. Yani aniden iner. Ama şöyle bir özelliği var. İhtiyaca göre. Mesihiyet parça parça, kısım kısım, nüzul eder. Mesela 2. Cihan Harbi sonucu dünya dinsizliği eseri büyük bir komünist tehlikesi altında kalır. O zaman Hz. Peygamber’in haber verdiği emniyet ittifakı kurulur . Bu ittifakı Müslümanlar değil Hıristiyanlar kurdu. Bize de dahil olduk. Türkiye NATO’ya girerek komünist tehlikesine karşı İslam dünyası için bir sedd-i zülkarneyn olurken, Vatikan Müslümanlar için uyarılır. Kim uyardı. İki manevi cenahtan Mehdi ve Mesih tarafından. Ve 1962 yılında yüzyıllarca yıl sonra Vatikan Konsülü il kez toplandı ve bir dizi karar aldı. İslam’ın bir kurtuluş yolu olduğu kabul edildi. Dinsizliğe karşı işbirliği vurgulandı. O tarihe kadar Hıristiyanlara göre küfür olan Müslümanlık bir başka kurtuluş yolu olduğu kabul edildi. Ve Papalık o tarihten başlayarak dini günlerimizi ve bayramlarımızı kutlamaya başladı. 1984 yılında 112 Kardinal tevhidi kabul etti. Bu karar gizli idi. Açık edilmedi. 10 yıl sonra bir kardinal bunu duyurdu. Hatta o toplantıda tanrıya Müslümanlar gibi Allah deme kararı verildi. Ama bu Siyonistlerin entrikasıyla siyasiler tarafından açıklanması önlendi. Yahudi kökenli küresel sermayenin başa geçirdiği neoliberal batılı iktidarlar izin vermedi. Buna rağmen Papa Paul yazdığı bir kitaba Fatiha Suresi’ni alarak izahlarda bulundu.
Hz. Peygmaber buyuruyor ki: Deccal Mesih’i görünce tuzun suda eridiği gibi erir. Yani yok olur. Büyük Deccal olan komünizm kaç haftada yıkıldı? Bir kaç haftada. Nasıl oldu bu? Sırr-ı teklifi çözen bunu anlar.
Ahir zamanın hizmeti avamın ve sade insanların anlayışının çok fevkinde hikmetlerle dolu. Bütün evliya yani ehl-i tasavvufun küçük evliyası Mehdi hakikatini görmüş. Ama bir gününü, ama bir saatini ama bir fethini. Ve müjde vermişler. Deryadan bir damlayı nazara vermişler. Ama Mehdi ve Mesih ve cemaatlerinin fütûhatı bir damla değil. Derya.
Görmek üç kademedir. Gözün gördüğü art arda gelen resimlerdir. Yani bir resim, bir hayal. O resim mercekten geçer. Retina tabakasına düşer. Oradan oluşan sinyaller beyne gider. Beyin karanlık bir kutu içindedir. Görme olayı orada meydana gelir. İlim daha ileri gidemiyor. Bu kez din devreye girer. O beyni kullanan kim? Ruhtur. Yani ruh görür. O ruh ki kalü belada Allah’ın muhatabı oldu. Ama bu dünya verilerine mahkum olduğu ve sırr-ı teklif gereği sadece dünyevi bilgi ve ilme tabi kalır. Geçmiş hafızası gizlenir. Böyle olunca:
1.Göz görür ama bu hayaldir. 2. Göz değil beyin görür. Bu da hayaldir. 3.Beyin üzerinden sinyali alan ruh görür. Bu ruhunu görüşü de manevi derecesine bağlıdır. Şimdi hakikati kim görüyor. Göz mü, beyin mi, ruh mu. Ruh ne kadar nefsani ve dünyevi şartlardan azade? Kimi 1 derece kimi 10 derece, kimi 50 derece, kimi 100 derece kimi 180 derece kimi de 360 derecelik açıyla görür. Ben Mehdi’ye tabiyim. O 360 derecelik bir açıyla Nur-u Nebeviyeye ve iman ve Kur’an hakikatlerine bakıyor.?
Feraset ve basiret de böyle derecelenir. Bakın Abdülhamid de, Sultan Reşat da, Vahideddin de hem İslam deccalini, hem de Mehdi’yi gördü veya ismini duydu. Ama tanıyamadılar, teşhis edemediler. Tanımaları da beklenemezdi. Çünkü dini hakimiyet onların zamanında bitti. İbrahim Suresi 1. Ayeti, Azizün Hamidun diye biter. Yani Kur’an haber veriyor. Sultan Abdülaziz ile başlayan çöküş. Abdülhamid ile noktalanır. Ama Allah Aziz ve Hamid’dir. Yani hükmü bakidir. Nitekim Mehdi bunu ispatlar.
Bediüzzaman demiş ki, “İslam aleminin kapısı ve kilidi Türkiye’dir. Bu ne demektir bilir misiniz? Yani ahir zaman hizmeti oradan başlar ve dalga dalga yayılır. Ve Allah’ın hükmü hakim olur. Oluyor da, kim anlıyor? Manevi irşad ve tebliğ tamam olmadan ittihad olmaz. O da cehl ile değil, bilenlerle olur. Şimdi bu oluyor? Mehdi'nin hizmeti böyle yürüyor.
1.Göz görür ama bu hayaldir. 2. Göz değil beyin görür. Bu da hayaldir. 3.Beyin üzerinden sinyali alan ruh görür. Bu ruhunu görüşü de manevi derecesine bağlıdır. Şimdi hakikati kim görüyor. Göz mü, beyin mi, ruh mu. Ruh ne kadar nefsani ve dünyevi şartlardan azade? Kimi 1 derece kimi 10 derece, kimi 50 derece, kimi 100 derece kimi 180 derece kimi de 360 derecelik açıyla görür. Ben Mehdi’ye tabiyim. O 360 derecelik bir açıyla Nur-u Nebeviyeye ve iman ve Kur’an hakikatlerine bakıyor.?
Feraset ve basiret de böyle derecelenir. Bakın Abdülhamid de, Sultan Reşat da, Vahideddin de hem İslam deccalini, hem de Mehdi’yi gördü veya ismini duydu. Ama tanıyamadılar, teşhis edemediler. Tanımaları da beklenemezdi. Çünkü dini hakimiyet onların zamanında bitti. İbrahim Suresi 1. Ayeti, Azizün Hamidun diye biter. Yani Kur’an haber veriyor. Sultan Abdülaziz ile başlayan çöküş. Abdülhamid ile noktalanır. Ama Allah Aziz ve Hamid’dir. Yani hükmü bakidir. Nitekim Mehdi bunu ispatlar.
Bediüzzaman demiş ki, “İslam aleminin kapısı ve kilidi Türkiye’dir. Bu ne demektir bilir misiniz? Yani ahir zaman hizmeti oradan başlar ve dalga dalga yayılır. Ve Allah’ın hükmü hakim olur. Oluyor da, kim anlıyor? Manevi irşad ve tebliğ tamam olmadan ittihad olmaz. O da cehl ile değil, bilenlerle olur. Şimdi bu oluyor? Mehdi'nin hizmeti böyle yürüyor.
Anda baru saja membaca artikel yang berkategori dengan judul AHİRZAMAN TECELLİYATI. Jika kamu suka, janganlike dan bagikan keteman-temanmu ya... By : En Kolay Yolu
Artikel Menarik Lainnya :
Ditulis oleh:
blogger 1 -


Belum ada komentar untuk "AHİRZAMAN TECELLİYATI"
Yorum Gönder