eren taslak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eren taslak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Üç Harfli Nedir.

 Aşk nedir bilir misin? Çok az kişi bilir. Eğer bunu merak edip aradıysan sende bilmiyorsun. Tadına bakmamışsındır hiç. O dilin tat olması gibidir. Ucundan öyle tatlıdır ki. Doyamazsın. Hep o tadı almak istersin. Her zaman ondan yemek istersin. Onu tatmadan yaşayamıyacağını düşünürsün. Olmadığı zaman aklını tırmalar. Yandan, biraz tuzlu biraz tatlıdır. Tatlı mı acımı karar veremezsin. Ama tadını alıyorsundur. Aç kalmamak için ne olduğunu anlamasanda almaya devam edersin. Ama sırf aç kalmamak için. Ayrıca kötüye gittiğini fark edersin. Ve arkaya gelelim. En içe. Acıyı hissden tarafan. Aşk biber gibidir ardakaş. Sende acıyı çok seven birisindir. Biberi ağzına alırsın. Çiğnemeden önce bişey olmaz. Ne zaman suyu çıkar o zaman acıtmaya başlar. Artık durduramazsın. Ok yaydan çıkmıştır. Ne kadar su içersen iç sadece acını azaltır. Koparamazsın o acıyı dilinden. Çaresiz bitmesini beklersin. Aklından geçirirsin. Daha yemiyeceğim diye. Damakların yanmaya devam eder dilden sonra. Dişlerini yerinden sökmek istersin. Ne kadar su içirsen iç yine fayda etmez. Sonra ikinci dalga gelir. Bu daha acı bir biber. Pek fazla anlamazsın ilk başta. Sonra kulaklarına etki eder. Gözlerin yanar. Bu sefer ayrana sarılırsın. İçtikçe içersin buz gibi ayranı.
Fayda etmez. Çaresiz beklersin geçmesini. Sonra üçüncü dalganın geleceğinden eminsindir. Kendini hazırlarsın. Dayanabilirim diye. Nasıl olsa alışmışsındır, geçeceğini bilirsin. Beklersin. Bu arada önceki dalganın acısı azalarak devam etmektedir. Aşk yokmu aşk beklemediğini verir hep. Dilinin ucuna bal göker arkadaşım. Ya balın tadını almaya çalışırsın ya su içip acının geçmesini beklersin. Su içersen acıda balda gider. Kötü olansa başka yiyecek bişeyinin kalmış olmaması. Açlıktan ölebilirsin artık. Ama varya suç sendedir. Daha çok yemek istediğin için olmuştur hepsi. Ucundan yesen olmaz. Hep daha fazla hep daha fazla. Sen kaşındın. Ama artık bitti. Ne tatlı var, ne tuzlu, ne ekşi, ne de acı. bitti hepsi. Daha yemek yok. Ve öyle bir kıvama geleceksin ki dilini kavuran biberleri yana yana arıyacaksın. Aşk bazen biberdir, bazen liman, bazen tuzlu kurabiye, bazen bal. Ve sen daha ilk nefesini haykırarak ciğerlerine çektiğin an dünyanın en aç insanısındır.
 Aşk bazen en sevdiğin şarkıdır. İlk dinleyişinde çok etkilenirsin. Hemen telefonuna, müzik çalarına yüklersin. Bazen takarsın kulaklığı çekilirsin bir köşeye 'sessizce' dinlersin. Çok anlam ifade eder sana. İçinde fırtınalar kopar. İçin içine sığmaz. Ya çok mutlu olursun yada gözlerin dolar. Sana bişeyler ifade etmiştir. Bazende açarsın son ses, kulaklıklar olmadan. Pencereler zangır zangır titrer. Salak, salak hareketler yaparsın. Çünkü mutlusundur kimin ne dediği umrunda olmaz. Oraya buraya çarparsın canın acır ama o kadar mutlusundur ki hissettmemeye çalışırsın. Sonunda değişen bişey olmaz. Kulaklıkla dinlediğin zaman ya şarj biter ya biri bişey söyler. Kulaklıksız dinlediğin zaman ya biri gelir müziğini kapatır, yada elektirik gider. Ama olan olmuştur. Ezberlemişsindir. Daha unutamazsın. Her fırsatta dinlersin artık. Sabah kalktığında, uyumadan, tuvalette ,yemek yerken, yürürken. Ama sonra ne mi olur. Sıkılırsın. Adamın biri o yazı sallayacak bir şarkı çıkarır. Sende onu dinlersin önceki gibi.
 Aşk bazen tuvalet kağıdı gibidir. O olduğu zaman korkmadan yaparsın yapacağını. Korku olmaz. O var ya, ona güvenirsin. Eline alırsın. Kaliteliyse yumuşacıktır. Ucuzsa settir ama kasinlikle o varken eliniz bok olmaz. Rahat rahat yaparsın kakanı. Hergün hergün hiç bitmeyecekmiş gibi kullanırsın. O yumuşacık bembeyaz kağıdı kendi kıçın gibi boklu yaparsın. Sonra ne mi olur. Kağıt biter. Oh! Canıma deysin. Kaldın mı iki büklük götü boklu? Ne olacak şimdi? Temizlemek zorundasın. Boku hissede hissede temizleyeceksin. Ellerin kokacak. Bok olacak. Ama sen kaşındın. Müsrüfçe kullandın onu. Hiç bitmeyecek gibi. 3 tane ard arda koparım üst üste koyup kullandın. Kaskalın kullandın. Ama bitti işte. Hadi çık o tuvaletten? Tuvalet kağıdının çıkardığı gibi çıkabilecek misin? Çıkamazsın.
 Aşk bazen... Bazeni falan kalmadı artık. Aşk senin gibidir. Ama acıdım sana. Birkaç tavsiye istersin şimdi.
Aşık olacağını bile bile sevme. Aşk çok kötü. Filmlerde kiralık katiller bir gözleri açık uyurlar. Sende aynı olursun. Kalbin açık uyursun her gece. Üşür. Sonra Allah muhafaza hasta olursun. Dayanmaz kalbin. Aşk kötü. Sevme. Herşeyi bilirsin. Olacakları ve olanları bilirsin. Anlarsın.En kötüsüde bu ya. En kötüsüde bilmek. Yolun başındaysan geri dön ve hayatını yaşa. Yoksa boşver. Bak! Aşık olma. Aşk kötü. İnanırsın. Güvenirsin. Benide yanlış anlama tabiki aşıklar yalan konuşmaz. Senin aşkın asla yalan konuşmaz. Hem yalana yer yoktur aşkta. Gerçek aşksa belli eder kendini. Dedim ya inanıp güvenirsin. Sonlar düşünürsün aşkla. Sonuna kadar gideceğine inanmışsındır ya... Bide aşkınla düşünürsün güvenmişsindir ya... Aşk kötü. Aşık olma. Kötü olan ne biliyor musun. Kör olursun. Bembeyaz bir körlük bu. Sonra felç olursun. Bezlerler seni. Aşık olma... Ha yok illede ulacağım diyorsan ol. Aşık ol. Tam anlamıyla onu yaşa. Aşkını hisset. Aşk en güzeldir. Yaşa onu. Dünyaya geliş amacın odur. Aşık ol. Her gece uyku sorunları yaşarsın. Ona bakamazsın bazen. Utanırsın aşkın resnimden. Ama bakmadan uyuyamazsın. E zaten uyuyamıyorsun ki. O yüzden uyku sorunları çekersin. Aşık ol her sabah yeniden. Nefes almanın ne kadar muhteşem olduğunu anlarsın. Su içmenin ne kadarhoş olduğunu. Öylece dalıp gitmenin sarhoş olmadanda olabileceğini anlarsın. Eğer aşık olursan hayat daha kolay gelir. Aşık ol çok güçlü olursun. Dağları yerinden oyanatabileceksin gibi gelir. Beli o kadar değil ama çok güçlü olursun. Hani deli gücü var derlerya. Onlar aşık gücü görmemişler. Sen en iyisi aşık ol. Geleceğini görürsün. Biraz mutlu biraz acılı ama kim geleceğini merak etmezki. Hiç merakte etme mutlaka gelecek. Geldiği gün hazırlıklı olursun. Hem aşıklar korkmaz aşklarından başka hiçbirşeyden. Bilseler öleceklerini yine giderler. Aşık ol artık. Aşıklar korkmaz. Aşkı vardır onun. Aşık ermiş kişidir. Hiçbir aşık salak değildir. Onu içten içe eriten merağıyla elektronları çarpıştırır. Uçmayı öğrenir. Herşeyi bir yana bırak aşık ol. Aşk en güzel şey. Var oluş amacın. Bu dünyaya sevmekten başka bir iş için gelmiş olamazsın. Git aşık ol. Gözlerin 8 kere kan çanağı olsun. 8 kere düşün ama yine aşkın dediğini yap. Aşık olmazsan yaşayamazsın burda. Tamam diyelim olmadın. Mal gibi yaşıyorsun. Düştüğün zaman tam düşersin. Kaldıranın olmaz. Kimsen kalmaz. Ama aşk öyle mi? Kaldırabiliyorsa kaldırır. Kaldıramıyorsa o da düşer. Aşık ol dedim kaç defa. Aşık ol. Ne olacağım ben demezsin. Herşey kolay gelir. Zaman çabuk geçer. Zorluklar saniyeliktir ondan başka. Ama varya öyle bir aşık ol ki. Geri dönmem mümkün olmasın. Ve aşkın en güzel yanı ne biliyor musun? Zaten geri dönmenin mümkün olmaması. Pişmanlık olmaz aşkta. Çünkü bilir aşık olanlar. Geri dönmek yoktur aşkta. Zavallılar. Çekerler çaresiz. Hep umutludurlar. Onlardaki umut, tahtaya kalkma sırasının ona gelmemesini ve zilin çalmasını bekleyen, matematiği zayıf çocukta yoktur. Ama her iki taraftada ne olur biliyor musun. Zil falan çalmaz. İkiside bilir aslında bişey olmayacağını. Umut bu. Olmasa bile olacağu umud edilir. Karar senin falan değil artık. Karar üç harflilere kalmış. Çarpılmışsın sen. Boku yemişsin. Eğer aşık olmuşsan. Geri dönemezsin. Vazgeçemezsin, sıkılamazsın, tiksinemezsin, reddedemezsin, 'Bay Tamam' olmuşsundur, çok bilmişsindir, herşeyi bilirsin, acıya alışırsın, eğer askerden önce aşk gelmişse sana nöbetleri rahat tutarsın. Uykusuzluğa alışırsın, açlığa, susuzluğa, sefalete, fakirliğe, alışmışırsın. Aşk birazda alışkanlıktır. Aşk öyle birşeydirki 3 ay ömrü kalan birinin sigarayı bırakması gibidir. Aşk tek kelimeyle hayattır. Hayat gibidir. Aslında onu yaşarsın. Benim kafam çok karıştı değerli okur. Seninkide büyük ihtimalle öyledir. Hiç çırpınma. Bu yazdıklarım gerçek aşıklar için. Öyleysen ne mutlu sana. Ama yok bunlar sana çok yabancıysa kapat bilgisayarını, telefonunu git ılık bir duş al. Üstüne temiz kıyafetler giy. Sokağa çıkma. Otur evde uzun uzun düşün. De ki kendi kendine; Kaybedecek neyim var. Bunu sonuna kadar okuduysan bişeyin yoktur zaten. Zaten hiçbirşey senin değil. Herşey ölür, yok olur, unutulur. Verilen sözler bile unutulur. Sadece aşk kalır. bide sen. Sen zaten varsın. Bide aşk olsun. Bişey kaybetmezsin. Kenini kaybetmezsin. Aşık olunca kendini bulursun. Aşk kimine göre birkaç harflidir kimine göre tek nefes kimine göre iki damla ıslaklık. Yanlış onlamayın ha. Aşkını beklerken altına yaptı o. Okudun mu sonuna kadar? Karar bunu okumadan verildi zaten. Asıl olan o kadarı neden verdim sorusunu cevaplamakta. Aşıksan cavaplayamazsın. Ya çok uzattım son bir tavsiye. Abi seviyorsan git konuş bence. Birde son bir hatırlatma. Hayatın boyunca sadece bir kez aşık olursun.

Nasıl Yazarım?

 Çoğumuz roman yazmaya çalışmışızdır. Denemişizdir. Ama olmamıştır. Tam ortasına geldiğimiz zaman tıkanmıştır ya da ortaya bile gelememişizdir. Hikaye donar birden. Yada size anlamadığınız bir soğukluk ve bıtkınlık gelir. Sebepleri saymakla bitmez. Okumak en başta. Eğer yazacaksanız iyi bir okur olmanız şart. Okumadan yazamazsınız. Roman dilini anlamanız gerekir. O atmosferin içinde olmanız gerekir. Okumanız gerekir. Diğer bir unsur ise yazmayı bilmeniz gerekir. Kelime dağarcığınız geniş olmalı. Günlük dil ile roman yazılmaz. Hem yamayı sevmeniz lazım. Bir sürü deneme yapmalısınız. Makaleler kompozisyonlar yazmalısınız. Günlük tutarak işe başlayın. Kendinizi alıştırın. Yazacağınıza kendinizi inandırın. İnançlı olun yoksa yarı yolda bitersiniz. Yazacağım diyin. Büyük ihtimalle yazdıklarınızı okuyunca beyenmeyecek ve sileceksiniz ama unutmayınki okuyucu yazar ile aynı zevkleri taşımaz.
 Yazmadan önce taslak oluşturmalısınız. Bir cümle yazın ve taslaktan çıkarırken o cümleyi genişletin. Taslaktaki bir paragrafı saylafara yayın. Olaylar hızlı ilerlemesin. 'Sabah kalktı,kahvaltısını yapıp evden çıktı' bu cümleyi açın açabildiğiniz kadar iki sayfaya yayın. Karakterin kalkarken ne hissettiğini, ruh halini, neler düşündüğünü süsleyerek anlatın. Karakter demişken karakterleri önceden belirlemelisiniz en azından ana karakterleri. Kişilerin özelliklerini tasarlamalısınız. Herşeyini,ne yer ne içer kaçta uyanır alışkanlıkları, fobileri, giyim tarzı, boyu, herşeyini. Kafanızda o insanı yaratmalısınız. Dikkat etmeniz gereken nokta ise çok fazla ana karakter kullanmamanız. Okuyucunun en fazla 2 ana karaktere odaklanmasını sağlamalısınız. En önemli nokta ise yazacağınız romanın amacı olmalı. Kalkıpta adamın iki senesini yazarak bişey elde edemezsiniz. Roman bişeyi anlatmalıdır. O şeyin ne olacağı önemli değil ama bişey olmalı. Ama anlatırken romana sindirmelisiniz. Okuyucu onu kendi bulmalı. Romana ana fikri ve temayı yayın. Yazmaya başladığınız zaman tıkanacaksınız. Mutlaka olur. Ama vazgeçmeyin. Kendinizi karakterin yerine koyun. Zaten karakter büyük ihtimalle size benzeyecektir.
Ne Yaptılar?

Ne Yaptılar?

 Artık insanlar soğuk. Kimsenin kimseyle ilgisi yok. Acıma duygularıda kalmamıştır belki. Umursamaz görünüyor herkes. Eskisi gibi değiller. Galiba artık tek amaç, yaşamak olmuş. Tabi onada yaşamak denirse. Bolluk ve para içinde rahat birkaç sene geçirmek için senelerce ömürlerini tükettikleri küçük masaları var. Hergünleri aynı. Aynı insanlar,aynı saatler, aynı mekanlar, aynı işleri aynı konuşmalar.
 Birgün ömür bitecek. İşte o zaman kutsal kitaplara göre cennet ve cehenneme gideceğiz. Ateistlere göre ise yok olacağız. İkiside aynı kapıya çıkıyor artık bu dünyada olmayacağız. Herşey bitecek. Yaşanmış birkaç sene anlamsız kalacak. Mutlu ve hüzünlü hatıralar bitecek. Acılar ve mutluluklar yok olacak. Öleceğiz. Gözlerimiz kapanacak. Heryer karanlık. Nefesimiz kesilecek. Belki acı çekeceğiz o an. Sonuç olarak bitecek. Şaşırtıcı olan ise herkesin bu sonu bilmesine rağmen hiç ölmeyecek gibi yaşamaları. Evet biliyorlar birgün olmayacaklarını ama hergün olacak gibiler. Hayalleri var, yapmak istedikleri var, yapamadıkları var, olumsuzlukları, sıkıntıları var. Onları alıkoyan ne peki? Hayatları olabilir. Kurdukları düzen olabilir. Aileleri olabilir. Kopamıyolar. Sistem çoktan kurulmuş. Asırlar öncede varmış. Sonrada olacak. Değiştirilemez. Merak ettiğim şu; Ne zaman böyle olduk? Yerleşik hayata geçtiğimiz zaman mı? Olabilir mi? Bize ne yaptılar? Lidyalılar bişey yapmış olabilir aslında ya da çok daha sonraları bişeyler olmuş olabilir. Bilemiyorum ama kötü şeylerin olduğu kesin. Artık bazı şeylerin farkına varmamız gerektiğine inanıyorum. Etrafımızın farkına varmalıyız. Köle gibi yaşıdığımızı fark ettim. Kötü olan ise birbirimizin kölesi olmamız. 21 aralıktan sonra aydınlanma yaşayacaktık hani? Belki aydınlanırsak azad ederiz kendimizi diye düşünmüştüm. Olmadı. Ciddi anlamda durumumuz içler acısı. Boş mu versek biraz? Ne dersininiz?

Ben Bilirim


 İlk olarak yaşam ve özgürlük olmak üzere, eğitim, sağlık, yiyecek, barınma ve toplumsal hizmetlerden yararlanmaktır insan hakları. Gayet açık ve net, tam yedi temel unsur. Herkes bu haklardan eşit şekilde yararlanma hakkına sahiptir. Doğmuş ve doğacak olan herkes.
 Bu haklara göre herkes ‘barışçıl’ amaçlar için toplanabilir. Sağlığı her şeyden önce gelir. İstediği gibi eğitim alabilir. İstediği insanla evlenebilir. Haksızlığa uğramaz, uğratmaz, uğrasa bile hakkını sonuna kadar arayabilir. İstediği ülkede yaşayabilir. İstediği mala ve mülke sahip olabilir, tabi istediği işi seçme hakkını kullanırsa. İstediği dini içtenlikle yaşayabilir. Vicdanını istediği gibi rahat ettirebilir. Hele düşüncelerini. Onları istediği gibi dile getirebilir. Yönetimi beğenmeyip değişmesi gerektiğini söyleyebilir bütün samimiyeti ve rahatlığıyla. Sistemin yanlış olduğunu korkmadan anlatabilir. Korkmaz hiç, çünkü onun hakları vardır. Bu arada herkes eşittir. Kadınlar, erkekler, çocuklar, yaşlılar, siyahlar, esmerler, kumrallar, sarışınlar, kızıllar, Afrika’nın en küçük kabilesinin konuştuğu dili konuşanlar, en kalabalık ülkenin dilini konuşanlar, puta tapanlar, tanrıya inanmayanlar. Kimse ama kimse aksini iddia edemez, değiştiremez, tartışamaz.
 Ama ben yapamam, haykıramam düşüncelerimi, doğrularımı ve yanlışlarımı. Ben değilim eşit olan. Ben değilim hakları olan ve kullanan. Ben fikirleri yönetime ters düşünce boynuna yağlı ve celladın bilekleri kadar kalın ip geçirilen gazeteciyim, ben sanata koca bir ömür harcayıp kimsenin adını bile bilmediği bir parkta son şakamı yapan sanatçıyım, ben çaresizce, cehennem sesleri içinde, yarısı yıkılmış bir duvarın kenarına kıvrılıp hayatta kalmak için tanrıya yalvaran o korkak çocuğum, ben rengi biraz koyu olduğu için insanlık hakları elinden alınan ama tüm sistemi yerle bir eden o gülüşü yapan adamım, ben erkek olmak gibi yüce bir makama erişemediği için eğitim hakkı elinden alınan mavi gözlü, kalın kaşlı o umutlu kızım, ben hayatını devam ettirebilmek için artıkların biriktiği pislik içindeki kutulardan kağıt ve plastik toplayıp tek varlığım olan o el arabasını kilometrelerce çeken ve buna senelerce beklide bir ömrü boyunca devam eden yoksul vatandaşım. Kimse bana haklarımdan ve özgürlüklerimden bahsetmesin. Kimse bana sende herkes gibi eşitsin demesin. Zira ben her şeyin farkındayım. Haklarımı, özgürlüklerimi ve yerimi en iyi ben bilirim.
İlk Röpörtaj

İlk Röpörtaj


 İlk Röportaj niteliğindeki yazım. Aslında bu bir ödevdi. Bir eğitimciden anısını yada ders çıkarılabilecek bir şeyini anlatmasını isteyecektik. En yakın okula yani eski okuluma gittim direkt olarak sosyal bilgiler öğretmenimin yanına çıktım. Durumu anlattım sağ olsun gerçekten yardımcı oldu. Bana anlattıkları ise okumanızı bekliyor.

 
Ben ilkokuldayken öğretmenim öğrencileri çok ayırt ediyordu, yani öğrenci seçiyordu. Beni ve bazı arkadaşlarımı keşfedemedi. Biz hep kenarda, köşede kaldık. Ama çocuk olduğumuz için pek bir şey anlayamıyorduk. İlkokul olduğumuz içindir belki. O zamanlar öğretmenimiz bize mükemmel geliyordu, onu seviyorduk.
Çocuktuk çünkü kötü düşünemiyorduk. Bu gün ilkokul öğretmenimle konuşsan ‘Aslıhan nasıl bir öğrenciydi?’ ya da ‘Ondan ne olur?’ desen hiçbir cevap veremezdi herhalde. O beni fark etmedi. Hani çok büyük bir bölüm okuyamasam da o benim üniversite okuyacağımı bile düşünemezdi. Daha ilkokulda çekingenliğimin sebebi öğretmenimdir. Üstüme düşmedi, ilgisiz davrandı. Onun ön sıralardaki sevimli ve zeki öğrencileri vardı.
 İlkokuldan sonra ortaokula geçtim. Ama değişen bir şey olmadı. Ben yine çekingendim ve fark edilmedim. Öğretmenlerimde de suç vardı bendede. İlkokul ikinci sınıfta sporla ilgilenmeye başlamıştım ortaokulda da hem okul takımında hem kulüpteydim. Çalışmamamın ve çekingenliğimin sebebi bu olabilir beklide. Zaten sporcular aptaldır diye bir görüş vardı. Bu yüzden bizi pekte umursamıyorlardı. Zaten bende çok ders çalışmayı sevmiyordum ya da ders çalışmanın ne kadar güzel bir şey olduğunun farkına varamamıştım. Hayatımda ciddi olarak sadece spor vardı. Ders yoktu.
 Lisede aynı şekilde sporla ve orta sınıf bir öğrenci olarak geçti. Ders çalışmıyor değildim sadece ilk yazılılara sağlam çalışırdım diğer yazılıları ise koy verirdim. Yani çalışmam sürekli ve düzenli değildi. Çalıştığımı yapabiliyordum ama o zamanlar spor okul hayatımda daha ağırlıklıydı. Öğretmenlerim de çalışmam için beni ne uyardılar neden yardım ettiler. Bu şekilde orta şekerli liseyi de bitirdim.
 Bizim turizm sevdamız vardı o zamanlar. İki üç sene turizm ile oyalandım. Samsuna geri döndüğümüzde tesadüfen liseden arkadaşımla karşılaştık. ‘Gel dershaneye gidelim’ dedi. Ben ilk başta sıcak bakmadım ya da önemsemedim. Çünkü o zamanlar üniversiteyi düşünmüyordum. Kazanabileceğim aklıma bile gelmedi. Sonra, birazda arkadaşı yalnız bırakmamak için gittim. Gidiş o gidiş. Çalışmaya dershanede başladım. Daha doğrusu dershanede çalışmayı öğrendim ve sevdim. Daha da doğrusu dershanede ilgi ve alaka gördüm. Ailemi ararlardı. Kızınız yeterince test çözmüyor ya da çalışmıyor gibi uyarılarda bulunurlardı. Benimle özel olarak ilgilenirlerdi. Çalışmama ya da yapamama gibi bir şans bırakmadılar bana. Okulda ise çalışırsa çalışsın çalışmazsa benim için çalışmıyor nasıl olsa diye bir olgu vardı. Sonunda Yedi sekiz aylık eğitimle üniversiteyi kazandım. Bölüm Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Coğrafya öğretmenliği. Sonuç olarak çalışınca olduğunu fak ettim.
 Diğer bir sonuç ise ilkokul öğretmenim beni fark edip üstüme düşseydi, ilgilenseydi ya da beni görmezden gelmekten vazgeçseydi beklide şimdi daha iyi yerlerde olurdum. Şu an öğretmenim. Bazen bizim bile fark edemediğimiz öğrenciler oluyor. Onların aynı şeyleri yaşamasını istemem. Öğretmenlik hayatıma, ilkokuldaki ve ortaokuldaki öğretmenlerimin nasıl öğretmenler olmalarını isterdim diye düşünerek yol vermeye çalışıyorum. Peki, ne isterdim? Saygı duyulacak bir öğretmen olmalarını isterdim, ilgili olmalarını, o bilindik özgüveni bize vermelerini isterdim. Kısaca benimle gerçekten ve samimi şekilde ilgilenmelerini isterdim. Şu anda öğrencilerime bunları vermeye ve kazandırmaya çalışıyorum benim öğretmelerimin bana kazandıramadıkları şeyleri yani. Mesela Sinem diye bir öğrencim vardı. İlkokulda benim gibi arka sıralardaydı ve arka sıraların o karanlığına gömülmüştü. Ailesine başarılı desem de bana göre değildi. Şu anda duyduğuma göre ise lisedeymiş ve sınıf birincisiymiş. Ben fark edememişim ama meslektaşlarım fark etmiş. Artık çalışıyormuş. Çalışmayı sevmiş. Ayrıca çalışmanın ve çabalamanın öneminin farkına varmış.
Yapamaz, edemez diyoruz, bu gerçekten kötü bir gerçek. Ama her öğrencinin yapabileceği bir şeyler vardır. Mutlaka vardır. Bunu bulup ortaya çıkarmakta mesele, buda biz eğitimcilere düşüyor. Çocuk matematikten anlıyorsa zekidir, anlamıyorsa başarısızdır. Anlamamasının sebebinin büyük bölümü öğretmendir. Öğretmen ilgili olursa ya da dersini o öğrenciye sevdirmeye çalışırsa çocuk dersi sever. Başarı çalışmaktan geçer çalışmak için ise ilgi ve o derse duyulan sevgi lazım.


Yedi Gün Sonra


Arkadaşlar karakalemi amatörce yaptığımı biliyorsunuz. Bir hafta boyunca hiç çizmedim ve haftanın sonunda kağıdı önüme aldığımda çok sert hareket ettiğimi fark ettim. Yani karakalemde pratik şartmış. Saçlarda sorun olduğunu biliyorum. Gölgelendirmelerim daha iyiydi. Çok şey kaybetmişim. Tekrardan söylüyorum pratik şart. Bu arada bu işten anlayan biri bana ufak tiyolar verebilir mi?
Arkadaşımı Geri Alabilir miyim?

Arkadaşımı Geri Alabilir miyim?




 Kirli bir çocuk tanıyorum. Öylesine kirli ve suçlu ki selam bile vermiyorum. Yüzüne bakmaktan kaçınıyorum. Konuşmuyorum onunla, o kadar kaçıyorum ki ondan, sokakta görsem yolumu değiştiriyorum. Oysa o benim en iyi arkadaşımdı. Aynı şişeden gazoz içmiştik. Gofretimizi bölüşmüştük. Hiç küsmemiştik birbirimize. Kavga etmiştik ama hiç küsmedik. Evet, canımı acıttı ama küsmek aklıma gelmedi. Severdim onu. Ne güzeldi o zamanlar. Küçüktük, belki bu yüzdendir. Temizdik en azından. Kirlenmemiştik daha. Temiz olduğuz kadarda saftık. Şimdiki gibi değildik. Fakat şimdi çok değişti arkadaşım. Bilmiyorum beklide ben değişmişimdir. Ama ortada bir değişiklik var. Kirlenmişlik var ortada. Anlayamıyorum. Neden kirlettiler bizi? Ya da kim kirletti? Nasıl kirletti? Bilmiyorum. Kendimi bilmem ama arkadaşımı biliyorum. Gözümün önünde değiştirdiler onu. Çevresi kirletti onu, onunla yaşayarak kirlettiler, kendilerini kirletenlerle aynı sebepten. Bilmiyorum o sebebi ama çok önemli olmalı. Yoksa bu kadar çaba ne için. Sinirleniyorum bazen, temiz ve beraber büyüseydik olmaz mıydı? Yine içseydik aynı şişeden limonlu gazozumuzu. Kavgada ederdik bazen. Yine küsmezdik. Sonra kaçardık evden, akşam azarlanacağımızı bile, bile uzaklara giderdik. Olmaz mıydı? Olurdu ama çok geç kaldım. Kurtaramadım onu, o da beni kurtaramadı. Kaybettik birbirimizi dünya çöplüğünde. Yalanların, hilelerin ve kötülüklerin zincirlerinin olduğu bir çöplükte. Gözlerim doluyor bazen, özlüyorum arkadaşımı. Keşke diyorum, keşke büyümeseydik. Okula hiç başlamasaydık. Bizi en çok kirleten okula. Yine kumdan baraj yapardık. Oyuncak kamyonlarımızla yıkardık yaptığımız barajı. Sonra karnımız acıkırdı. Annem ekmeğin arasına peynir koyar balkondan sarkıtırdı, bizim için yaptığı ipli sepet ile. İkiye böler yerdik. Sonra tekrar dalardık oyuna. Ama biliyorum olmaz artık. Kirlendik, çocuk değiliz artık. Çamurda kirlettiğimiz ellerimizden bile kirliyiz. Topumuzu alıp kaçanlardan bile suçluyuz artık. Biliyor musunuz, ben bu kirlilik içinde en çok arkadaşıma acıdım. Kendimden bile çok acıdım. Onun hiç sansı olmadı. Ailesinin ve çevresinin kurduğu bataklığa saplandı o. Çok hızlı oldu her şey. Kendisi bile anlayamadı. Benden uzaklaşırken suçlu ve kirlilere yaklaştı. Bir baktım eskiden olduğu gibi saf ve temiz bir çocuk yok karşımda. Karşımda, damarlarındaki akan kanı bile kirlenmiş, düşünceleri dahil her şeyi suçluluk ağıyla kaplanmış biri var. Artık geri dönemeyiz. Şansımız bile kalmamış olabilir. Yinede umutsuzlukla soruyorum. Arkadaşımı geri alabilir miyim?

Elimden Geldiğince

Karakelem çizmeye başlayalı bir büçük ay oldu.Daha yeniyim yani.Çoğunlukla akşam saatlerinde çiziyorum.Saçlar ve dişlerdeki sorunumu yeni yeni çözmeye başladım.Resimleri görüyorsunuz.İlk çalışmalarımdan en son çalışmama göre sıralamış olduğum fotoğrafları yorumlarken gaddar davranmazsanız mutlu olurum.Bu arada son resme iyi bakın.Son resim güzel oldu.Bir de şu imza meselesine alışamadım.İmzasız resimlerde benim yani bilin diye söyledim.