Kayıplar, hastalıklar, taşınmalar, yerleşmeler derken ihmal ettiğim yemek listesi uygulaması tüm ihtişamıyla geri döndü. Çok işe yarayan ; hem zamandan hem de paradan tasarruf sağlayan "haftalık yemek listesi" olayını aylık olarak hazırladım bu defa. Size de fikir verir belki diye paylaşıyorum. Hayrını görün :)
Home » Semua post berkategori bi tavsiye
bi tavsiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bi tavsiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bırakın Kendi Yesin
"Çocuk deyip geçmeyin" derler ya hep... Bence çocuklar için söylenmiş en doğru sözlerden biridir. Çocuğu bir birey olarak görmek, saygı duymak, zora koşmamak sadece çocuğun değil; anne ve babanın da hayatını kolaylaştıran bir şey. Elbette belli sınırlar içerisinde.
Ben bunun faydasını en çok Duru'ya yeme alışkanlığı kazandırırken gördüm. Duru'un açlığına ve tokluğuna hep saygı duydum. Doğduğu ilk günden bu yana yemesi için zorlamadım. Reddettiği zamanlarda bazen çok üzülerek de olsa yemeği önünden aldım. Kaşık veya biberon ile peşinden koşmadım. Biliyordum ki o da doğadaki her canlı gibi aç olsa yer idi.
Ek gıdaya geçişimizle birlikte bir karar vermem gerekiyordu. Ya üzerini ve etrafı kirletme pahasına kendi başına yemesine izin verecektim ya da ben yedirecektim. Konu ile ilgili okuduğum bütün makaleler çocuğun kendi kendine yemesinin teşvik edilmesi üzerine idi. Ben de öyle yaptım.
Bizim evimizde televizyon açılmaz. Açılsa dahi izlenmez. Çok klişe geliyor kulağa biliyorum; ama sahiden de öyle. Takip ettiğimiz bir dizi yok. Ülke gündeminden dolayı haber izlemeyi de bıraktık. Açıkçası internet bu konuda daha objektif bir haber kaynağı. Ki zaten çok mühim bir gündem varsa gelip bizi buluyor. Dolayısıyla bu halden Duru da nasibini aldı. Televizyon izlemek için tutturan bir çocuk olmadı hiç. İlk çizgi filmi ile 18 aylık iken tanıştı. Haliyle yemek alışkanlığı kazandığı dönemde televizyon ya da tabletten bir şeyler izlemek istemedi. Buna gerek duymadı. İlgisi hep yediği yemeğin ve bizim üzerimizde oldu. Böylelikle yemeğin aynı zamanda sosyal bir ihtiyaç olduğu bilinci de yerleşti.
Öyle günler oldu ki saçından balık temizlediğimi bilirim. Bazen günde üç defa duş aldırmam, sürekli yer ve koltuk silmem, mama sandalyesini deterjanla ovup yıkamam gerekiyordu. Hiç üşenmedim. Gittiğimiz bir otelde Duru yemek yerken etrafı o kadar kirletmişti ki yabancı misafirler dışında herkes bize inanmayan gözlerle bakıyor, benim rahatlığıma şaşırıyorlardı. İlle de garsonların nefretini kazandığıma eminim. Sadece yanımızdan geçen yabancı turistler gülümsüyor, halden anlayan tavırlarla selam veriyorlardı. Yılmadım. Zira beni maksimum altı ay zorlayacak olan bu dönemin geçeceğini biliyordum. Nitekim öyle de oldu.
Duru yaşına geldiğinde çatal ve kaşık kullanan, neredeyse hiç dökmeden yemeğini yiyebilen, doyduğu zaman söyleyen, doymadığında "bi daa" diye isteyen bir çocuk oldu. Öğünlerini her zaman bizimle birlikte, bizim yemek yediğimiz takımlarını kullanarak yedi. Böylece ne kendini dışlanmış hissetti ne de bir ayrıcalığı olduğuna inandı.
Şimdilerde yemek yerken hiçbir sıkıntı yaşamıyoruz. Yardımsız, işi oyuna dökmeden, etrafı ve üzerini kirletmeden yiyen bir çocuk oldu. Böylece ben de çocuk peşinde koşarken aç kalan annelerden olmadım.
Eğer siz de yediği yemeğin tadına varan bir çocuğunuz olsun istiyorsanız etrafın kirleneceği korkusundan uzaklaşın ve kaşığı çocuğunuzun eline verin. Zira temiz bir eve sahip olmak en fazla iki saattinizi alır ama iyi kazanılmış bir yemek kültürü bir ömür çocuğunuzla kalır :)
Ben bunun faydasını en çok Duru'ya yeme alışkanlığı kazandırırken gördüm. Duru'un açlığına ve tokluğuna hep saygı duydum. Doğduğu ilk günden bu yana yemesi için zorlamadım. Reddettiği zamanlarda bazen çok üzülerek de olsa yemeği önünden aldım. Kaşık veya biberon ile peşinden koşmadım. Biliyordum ki o da doğadaki her canlı gibi aç olsa yer idi.
Ek gıdaya geçişimizle birlikte bir karar vermem gerekiyordu. Ya üzerini ve etrafı kirletme pahasına kendi başına yemesine izin verecektim ya da ben yedirecektim. Konu ile ilgili okuduğum bütün makaleler çocuğun kendi kendine yemesinin teşvik edilmesi üzerine idi. Ben de öyle yaptım.
Bizim evimizde televizyon açılmaz. Açılsa dahi izlenmez. Çok klişe geliyor kulağa biliyorum; ama sahiden de öyle. Takip ettiğimiz bir dizi yok. Ülke gündeminden dolayı haber izlemeyi de bıraktık. Açıkçası internet bu konuda daha objektif bir haber kaynağı. Ki zaten çok mühim bir gündem varsa gelip bizi buluyor. Dolayısıyla bu halden Duru da nasibini aldı. Televizyon izlemek için tutturan bir çocuk olmadı hiç. İlk çizgi filmi ile 18 aylık iken tanıştı. Haliyle yemek alışkanlığı kazandığı dönemde televizyon ya da tabletten bir şeyler izlemek istemedi. Buna gerek duymadı. İlgisi hep yediği yemeğin ve bizim üzerimizde oldu. Böylelikle yemeğin aynı zamanda sosyal bir ihtiyaç olduğu bilinci de yerleşti.
Öyle günler oldu ki saçından balık temizlediğimi bilirim. Bazen günde üç defa duş aldırmam, sürekli yer ve koltuk silmem, mama sandalyesini deterjanla ovup yıkamam gerekiyordu. Hiç üşenmedim. Gittiğimiz bir otelde Duru yemek yerken etrafı o kadar kirletmişti ki yabancı misafirler dışında herkes bize inanmayan gözlerle bakıyor, benim rahatlığıma şaşırıyorlardı. İlle de garsonların nefretini kazandığıma eminim. Sadece yanımızdan geçen yabancı turistler gülümsüyor, halden anlayan tavırlarla selam veriyorlardı. Yılmadım. Zira beni maksimum altı ay zorlayacak olan bu dönemin geçeceğini biliyordum. Nitekim öyle de oldu.
Duru yaşına geldiğinde çatal ve kaşık kullanan, neredeyse hiç dökmeden yemeğini yiyebilen, doyduğu zaman söyleyen, doymadığında "bi daa" diye isteyen bir çocuk oldu. Öğünlerini her zaman bizimle birlikte, bizim yemek yediğimiz takımlarını kullanarak yedi. Böylece ne kendini dışlanmış hissetti ne de bir ayrıcalığı olduğuna inandı.
Şimdilerde yemek yerken hiçbir sıkıntı yaşamıyoruz. Yardımsız, işi oyuna dökmeden, etrafı ve üzerini kirletmeden yiyen bir çocuk oldu. Böylece ben de çocuk peşinde koşarken aç kalan annelerden olmadım.
Eğer siz de yediği yemeğin tadına varan bir çocuğunuz olsun istiyorsanız etrafın kirleneceği korkusundan uzaklaşın ve kaşığı çocuğunuzun eline verin. Zira temiz bir eve sahip olmak en fazla iki saattinizi alır ama iyi kazanılmış bir yemek kültürü bir ömür çocuğunuzla kalır :)
Doğum Koçluğu (Doula) Sertifika Programı
Bilen bilir ben hamileliğim boyunca "normal doğum" yapmanın hayalini kurdum. Kendimi doğuma hazırlamak için bir yığın kitap okudum, konu ile ilgili bir sürü video izledim. Egzersizler, nefes teknikleri, masajlar...Gün gelip de doğuma girdiğimde öğrendiğim, bildiğim ne varsa gücümün yettiğince uygulamaya çalıştım. Ama beni asıl yoran yalnızlıktı. Gücümün tükendiğini hissettiğim noktada elimi tutacak bir el, "hadi az kaldı" diyecek bir ses aradım. Nitekim öyle bir an geldi ki doğum zora girdi ve kendimi sezaryan olmak üzere ameliyathanede buldum. Ne yalan söyleyeyim benim için çok büyük bir hayalkırıklığı idi.
Neyseki kızımı sağlıkla kucağıma aldım. Ama 13 saatlik bir serüvenin ardına ameliyat olmak beni hala üzer.
Doğumdan sonra "doğum koçluğu" kavramı ile tanıştım. Tam da ihtiyacım olan şey olduğunu görünce "ah be!" dedim. Keşke daha önce haberim olsaydı.
Şimdilerde Adana'da bu iş için kolları sıvamış bulunuyoruz. Yakın dostum Kübra Karakaş "Doğum Perisi" adı ile açmış olduğu merkezde "Doğum Koçluğu" diğer adıyla Doula Eğitimi vermekte. Sertifikalı eğitici olmak isteyenler ve gebeliği esnasında doğuma profesyonel bir destek ile hazırlanmak isteyenler için harika bir fırsat.
Eğer bu eğitimi almak ve yeni çağın yükselen mesleklerinden biri olan "Doulalık" ile tanışmak istiyorsanız durmayın. Kübra Hanım ile iletişime geçin :)
Adana'nın En Neşeli Bahçesi
Geçtiğimiz hafta sonu ne zamandır yapmadığımız bir şey yapıp kahvaltıya gidelim dedik. Ne zamandır methini duyduğum, merak ettiğim yeni açılan bir yer olan Neşeli Bahçe'ye gittik. Hem Facebook'tan hem de Instagram'dan gördüğüm kadarıyla bizi ne denli güzel bir mekanın beklediğini tahmin ediyordum. Ama açıkçası bu kadarını beklemiyordum.
Öncelikle işletme sahipleri ve çalışanlar inanılmaz sıcak karşılıyorlar insanı. Öyle ki kendinizi evinizde, çok yakın bir dostunuzun bahçesinde gibi hissediyorsunuz. Servis oldukça hızlı. Siz daha yerleşirken masa donatılmış oluyor. Kahvaltıya dair ne varsa serpiliyor masaya. Ekmekler bile çeşit çeşit. Gözlemeler, sıkmalar, omletler ve organik reçeller insanın iştahını katlıyor. Porsiyonlar oldukça doyurucu. Hatta biz bir ara sohbet için masamıza gelen işletme sahibine "porsiyonlar çok fazla ziyan olmuyor mu?" diye sorduk bile.
Alabildiğine yeşil bir manzaraya karşı oturup kahvaltınızı yapıyorsunuz. Semaverde çay her an hazır. Üstelik tiryakiler için kaçak çay (Adanalılar bilir) bile bulunuyor. Dilediğiniz kadar içebiliyorsunuz. Taze sıkım portakal suyu, her çeşit bitki çayı, Türk kahvesi ise diğer keyif unsurları. Etrafta kuş sesleri, yeşil alanlarda dilediğince dolaşan atlar, koşturan çocuklar, köpekler, tavşanlar...
Uzanmak isteyenler için hamak ve minderler, oyun oynamak isteyenler için masa tenisi, langırt ve tavla, çocuklar için park ve her noktada güler yüzlü hizmet.
Ortamın temizliği ve hayvanlara refah bir ortamın sağlanmış olması ise beni en fazla memnun eden nokta oldu.
"Şu da şöyle olsa daha iyi olurdu" dediğimiz hiçbir nokta olmadı doğrusu. Çocukla gidilecek mekanlar arasında birinciliği kaptı bile. Duru hem tıka basa yedi hem de çok eğlendi.
Oraya gittiğimizde öğrendik ki mangal servisleri de başlamış. Yani sadece kahvaltı için değil ailece güzel bir mangal keyfi yapmak için de gidilebilir.
İşletmenin bahçesinde bir de yarı olimpik havuz var. Yaz sıcaklarında tercih sebebi olabilir. Açıkçası ben havuzun hijyenine de oldukça dikkat edileceği izlenimine kapıldım. Zira işletme sahipleri Feriha Hanım ve Emek Bey'in bu işi sahiden severek yaptıklarına ikna oldum.
Biz Neşeli Bahçe'den çok mutlu ayrıldık. Eğer siz de çocuğunuzla birlikte gideceğiniz güzel ve iyi hizmet alacağınız bir mekan arıyorsanız kesinlikle gidin derim.
Rezervasyon için; 0539 696 45 67
![]() |
| Önünüzde uzanan manzara bu. Atlar bu alanda özgürce geziyorlar. Siz de isterseniz meyve ağaçlarından meyve toplayabiliyorsunuz. |
Öncelikle işletme sahipleri ve çalışanlar inanılmaz sıcak karşılıyorlar insanı. Öyle ki kendinizi evinizde, çok yakın bir dostunuzun bahçesinde gibi hissediyorsunuz. Servis oldukça hızlı. Siz daha yerleşirken masa donatılmış oluyor. Kahvaltıya dair ne varsa serpiliyor masaya. Ekmekler bile çeşit çeşit. Gözlemeler, sıkmalar, omletler ve organik reçeller insanın iştahını katlıyor. Porsiyonlar oldukça doyurucu. Hatta biz bir ara sohbet için masamıza gelen işletme sahibine "porsiyonlar çok fazla ziyan olmuyor mu?" diye sorduk bile.
Alabildiğine yeşil bir manzaraya karşı oturup kahvaltınızı yapıyorsunuz. Semaverde çay her an hazır. Üstelik tiryakiler için kaçak çay (Adanalılar bilir) bile bulunuyor. Dilediğiniz kadar içebiliyorsunuz. Taze sıkım portakal suyu, her çeşit bitki çayı, Türk kahvesi ise diğer keyif unsurları. Etrafta kuş sesleri, yeşil alanlarda dilediğince dolaşan atlar, koşturan çocuklar, köpekler, tavşanlar...
Uzanmak isteyenler için hamak ve minderler, oyun oynamak isteyenler için masa tenisi, langırt ve tavla, çocuklar için park ve her noktada güler yüzlü hizmet.Ortamın temizliği ve hayvanlara refah bir ortamın sağlanmış olması ise beni en fazla memnun eden nokta oldu.
"Şu da şöyle olsa daha iyi olurdu" dediğimiz hiçbir nokta olmadı doğrusu. Çocukla gidilecek mekanlar arasında birinciliği kaptı bile. Duru hem tıka basa yedi hem de çok eğlendi.
Oraya gittiğimizde öğrendik ki mangal servisleri de başlamış. Yani sadece kahvaltı için değil ailece güzel bir mangal keyfi yapmak için de gidilebilir.
![]() |
| Tavşana Havuç yediren bir başka "davşan" :) |
İşletmenin bahçesinde bir de yarı olimpik havuz var. Yaz sıcaklarında tercih sebebi olabilir. Açıkçası ben havuzun hijyenine de oldukça dikkat edileceği izlenimine kapıldım. Zira işletme sahipleri Feriha Hanım ve Emek Bey'in bu işi sahiden severek yaptıklarına ikna oldum.
![]() |
| Kankalarla hamak keyfisi :) |
Rezervasyon için; 0539 696 45 67
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










