gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ALİMLERİN KARŞILAŞMASI

Bugün sizlerle Hatay ilinin Samandağ ilçesin de yer alan Musa ağacının nasıl ortaya çıktığına rivayetini paylaşmak istedim ama öncelikle ağacın teknik özelliklerinden birazcık bahsedeyim;          
Musa ağacı, Samandağ ilçesinin Hıdır köyünde yer alan bir tür Çınar ağacıdır çevresi 20 metre, gövde çapı7.50 metre, boyu 16.70 metredir.20 öğrenci el el tutuşarak ancak çevresini sarabilmektedir. Ağacın 2000 yaşlarında olduğu tahmin edilirken çevre halkı ise 3000 yaşlarında olduğunu söylemektedir.



Gelelim rivayetimize;
Hz. Musa bir gün İsrailoğullarına hutbe verdiği sırada, dinleyicilerden birisi kalkar ve derki ey Musa Allah’ın yaratmış olduğu kullar arasında en alimi, en bilgilisi kimdir diye sorar, Hz Musa hiç tereddüt etmeden, kibirlenerek benim diye cevap verir. Allah bu kibri yüzünden ona vahiy meleğini gönderir ve vahiy meleği ona bu dünyadaki en alim kişi Hızır a.s dır der. Hz Musa ona sorar onu nerede bulabilirim, vahiy meleği ise yanına iki tane ölü balık al heybene koy o balıklar nerede canlanır hayat bulurlarsa  ve elinde ki kuru ağaç dalı nerde yeşerirse işte tam olarak Hızır a.s orada göreceksin der ve Musa a.s yola koyulur her yerde Hızır a.s arar durur günlerce en sonunda Samadağ’ı civarında bir kayanın orada oturur, kendinden geçer ve uykuya dalar daha sonra uyandığında ise elindeki kuru ağaç dalı kök salarak yeşiller bürünmüş ağaç haline dönüşmüştür, (Bu ağaç Hz Musa’nın elindeki kuru dal parçasının ab-ı hayat (ölümsüzlük suyu) sayesinde filizlendiği anlatılmaktadır.) ölü balıklar ise canlanmıştır, şaşkınlıkla etrafına baktığı sırada Hızır a.s karşısında görür ve hemen yanına gider konuşmaya başlarlar. Hz Musa dünyanın en alim insanı senmişsin, bende senin bu alimliğinden bir şeyler öğrenmek isterim der. Hızır a.s ona derki sen bana sabır gösteremezsin bana katlanamazsın der Musa a.s ise ben çok sabırlıyımdır göreceksin diye cevap verir ve Hızır a.s, Musa a.s denemek için peki der seninle bir yolculuğu çıkalım der ve yola koyulurlar sonra bir limana ulaşırlar bir gemiye yanaşırlar gemidekiler onları ücretsiz yolculuk yapmalarına izin verirler bir süre ilerledikten sonra Hızır a.s geminin tahtalarını yerinden söker ve gemiye zarar verir, Musa a.s sen ne yaparsın, o insanlar bize iyilik yaptılar, parasız gemilerine aldılar sen ise gemilerine zarar veriyorsun der. Hızır a.s ben sana demedim bana sabır gösteremezsin, katlanamazsın demiştim der, Musa a.s peki sustum der ve gemiden inerler yolculuklarına devam ederler,  yolculukları sırasında bir çocukla karşılaşırlar Hızır a.s o çocuğu oracık da boğar ve öldürür, Musa a.s hiddetle sen ne yaptın be adam o bir çocuk neden öldürdün diye hayıflanır yine Hızır a.s sen bana sabır edemezsin bana katlanamazsın demiştim der ve Musa a.s yine susar ve yolculukları devam eder, kurak, verimsiz, çorak bir araziden geçtikleri sırada arazinin içerisinde yıkılmış bir duvar görür Hızır a.s, hemen duvarı onarmaya başlar Hızır a.s, Musa a.s ise hayretle ona bakar ve yine dayanamaz derki sen ne yaparsın bu kurak arazide bu  duvarı neden onarmaya çalışırsın der. Hızır a.s artık yeter, yine sabır göstermedin, yolculuğumuz buraya kadar der ve yolculuk boyunca yapmış oldukları her şeyi anlatır.
Yolculuk sırasında binmiş olduğumuz gemiye zarar verdim çünkü o gemiciler fakirdi ve biz gemiden ayrıldıktan sonra o gemiye korsanlar saldıracak, el koyacaklardı bende birazcık zarar verdim gemi kötü göründüğünden korsanlar gemiye yaklaşmayacaklardı.
Yine yolculuğumuz sırasında küçük bir çocuğu öldürdüm, o çocuk büyüdüğünde ailesine çok zarar verecek ve çevresinde birçok insanı öldürecekti, bende o çocuğu öldürerek diğer ölümleri engelledim.
Son olarak ise bu çorak arazide ki yıkılmış duvarı onardım, bu arazi babaları ölmüş iki yetim çocuğu aittir. Bu duvarın altında bir hazine bulunmaktadır kimse bu hazineye ulaşmasın diye onardım ve o çocuklar büyüdüğünde bu hazine bulacaklar ve feraha kavuşacaklar der.
Hızır a.s Musa A.s yollarını ayırırlar.    

İnsan hayatında şer gibi görünen aslından onun hayrına olabilir hayatınızdaki her olay hayra vesile olması dileğiyle hoçcakalın…

TANRILARIN AŞKI


  Aşk denilince ilk akla gelen isimlerden, Mecnun’un Leyla’ya olan aşkı,  Hürrem’in Kanuniye olan aşkı ve yine dillere destan güzeller güzeli Züleyha’nın Yusuf’a olan aşkı ve bunun gibi daha sayamayacağımız aşıklar bulunmaktadır. Bugun anlatacağımız aşk hikayesi Aşk Tanrısı olarak bilinen Eros’un ve Psykhe aşkı,


    Aphrodite (Venüs) güzellik tanrıçası dünyanın en güzel kadını olarak bilinmektedir. Psykhe o kadar çok güzel ki insanlar onu Tanrıça Aphrodite benzetip ona tapınan insanlar oluyordu, bu duruma Aphrodite çok bozuluyor ve sinirleniyordu ve Aphrodite oğlu Eros bir görev verir, Psykhe dünyanın en çirkin erkeğine aşık etmesini söyler ve Eros görevini tamamlamak için yola çıkar ve Psykhebulur tam okları ile vuracağı sırada kendisi aşık olur, Psykhe’yi annesinin şiddetinden korumak için sihirli bir saraya götürür ve orada saklar Erosu Psykhe’ye günden günde daha çok aşık olur ve onunla evlenmek istediğini söyler tabi bu arada Eros yüzünü, Psykhe’den gizler bunun içinde yüzünü kapatır, ama evlenmezden önce bir şart koşar benim yüzümü görmeyecek ve asla öğrenmeye çalışmayacaksın der eğer bu şarta uyarsan ömrünün sonuna kadar mutlu bir hayat süreceksin, yok uymazsan ömrünün sonuna kadar mutsuz bir hayat süreceksin der ve Psykhe bu şartı kabul eder ve evlenirler. Eros geceleri saray gelmekte ve sarayda hiçbir ateş mum ya da sarayı aydınlatacak hiçbir şey bulunmamaktadır. Psykheinanamayacağı kadar mutlu bir hayat sürmektedir ve bu sırada kardeşleri onu ziyarete gelirler Psykhe derler ki sen kiminle evlisin, neden sana yüzünü göstermiyor, çok kötü birisi ya da çok çirkin biri olmalıdır derler. Psykhe de ben de kiminle evli olduğumu merak ediyorum ama çok mutlu bir hayatım olduğu ve bunu bozmak istemediğim için merakımı bastırıyorum der,  Kardeşleri ise hayır olmaz kim olduğunu öğrenmelisin ve bunu da gece uyuduğu sırada eline bir kandil alırsın ve başucuna giderek gizlice öğrenirsin derler. Gece olduğun da Psykhe gündüz konuşulduğu gibi eline bir kandil alır ve Eros’un başucunda kendini bulur ve Eros’un yüzünü görür bakar ki çok yakışıklı bir erkek ve Tanrı Eros olduğunu fark edince de eli ayağı titrer heyecanlanır tam o sırada kandilden bir damla yağ damlar Erosun omzuna ve Eros uyanır, Psykhe'nin yaptığını fark eder çılgına döner sen bana güvenmedin artık ömrünün sonuna kadar mutsuz yaşayacaksın, güvenin olmadığı yer de aşk olmaz der ve oradan uçar gider sihirli saray bozulur. Psykhe yapmış olduğu hatadan dolayı çok pişman olur yalvarır yakarır ama nafile Eros geri dönmez, Psykhe yollara düşer her yer de Eros’u arar duru ama hiçbir yerde onu bulamaz. Psykhe en son çare olarak Tanrıça Aphrodite’ye sarayına gider ve ona yalvarır Dünyanın en güzel kadını sizsiniz diye ve yapmış olduğu hatadan dolayı affedilmek ister fakat Aphrodite onu sarayında hizmetkâr olarak çalıştırır eziyet eder. Psykhe aşk acısını içinde yaşamaya devam ettiği sırada Eros Aphrodite sarayına gelir Psykhe durumunu görür ama ona çok kızgın olduğundan dolayı yanına yaklaşmaz, aradan bir süre geçtikten sonra Eros’un omzunda ki yara iyileşir ve Eros’da ki kızgınlık duygusu yerine tekrar aşk duygusu kaplar ve hemen Psykhe yanına gider onu alır Olympos’a en büyük Tanrı Zeus huzuruna çıkarlar ve af dilerler, Tanrı Zeus da onları affeder mutlu hayatlarına kaldıkları yerden devam ederler Eros ve Psykhe.



Herkese halay ettiği gibi bir aşk yaşaması dileği ile hoşçakalın sevgi ve aşkla kalın...

Güneydoğunun İnicisi Zeugma Antik Kent'i...

Güneydoğunun İnicisi Zeugma Antik Kent'i...
          Kültürel miraslarımız arasında çok özel bir yeri var Zeugma’nın. Ne zaman gitsem o şehre farklı bir dünyaya giriş yapıyorum sanki Fırat nehrinin masmavi ve büyüleyici manzarasının kıyısında bir kent. Zeugma basit bir antik kent değildir. Yaşanmışlıkların, efsanelerin geçtiği çok özel bir kenttir…
           Gaziantep’in Nizip ilçesinde Belkıs şehri eteklerindedir bu muhteşem antik kent. Fırat Nehrinin kıyısında 20 bin dönümlük alan üzerine kurulan Zeugma Antik Kent’i coğrafi konumu nedeniyle tarihin her döneminde önemini korumuştur.

Güneydoğunun İnicisi Zeugma Antik Kent'i...
           MÖ 300’lerde Büyük İskender'in generallerinden Selevkos I Nikator tarafından kurulmuş bir antik şehir olan Zeugma dönemin en önemli ve en büyük kentlerinin başında gelmekteydi.

           İlk olarak kurucusunun adını alan kent ‘’Selevkaya Euphrates’’ adı ile anılmaktaydı. Daha sonra Roma İmparatorluğu tarafından ele geçirilen bu kent köprü anlamına gelen Zeugma ismiyle anılmaya başlanmıştır.

           Roma döneminde kültürel ve ticari anlamda en zengin dönemini yaşamıştır Zeugma. Ünlü coğrafyacı Strabon, Plinius ve birçok antik yazar Zeugma’dan bahsetmiştir.
Antakya’dan Çine uzanan ipek yolunun Zeugma’dan geçmesi sebebiyle önemli ticari merkezlerden biri olan kent ayrıca Fırat nehri kıyısında olması nedeniyle Liman görevi de görmüştür.

Güneydoğunun İnicisi Zeugma Antik Kent'i...
           Tarihin her dönemine hizmet etmiş bu kent Roma imparatorluğu zamanında kendi şehir sikkesini basmış kentlerden biridir. Sikkeler üzerine bir tarafına Thyke tapınağı, diğer tarafına da güçlülüğü simgeleyen Roma Kartalı motifi basılmıştır.

Zeugma’yı M.S. 256 yılında Sasani kralı Şapur I, ele geçirerek şehri perişan etmiş, daha sonra kent büyük bir depremle alt üst olmuştur. Bundan sonra eski önemini ve ihtişamını kaybetmeye başlayan Zeugma 5 ve 6. yüzyıllarda Bizans hâkimiyetine girmiştir.7. yüzyılda ise Arap akınları neticesinde terk edilmiştir. 9-12. yüzyıllar arasında İslami yerleşim olarak varlığını sürdürmüştür. Günümüzde ise şuan ki ismiyle Belkıs köyü kurulmuştur.

           Zeugma denin akla gelen figürlerin başında Çingene kızı mozaiğigelmektedir. Zeugma’nın gizemli ve hayranlık uyandıran bu parçası Gaziantep’in sembolü olup tanıtımına büyük katkı sağlamıştır.

         
Güneydoğunun İnicisi Zeugma Antik Kent'i...
 İnanılmaz canlı renkler içeren mozaikteki insan figürü gözlerindeki hüzün ve bakışlarındaki gizem ile anlam kazanıyor.

           Bu önemli eseri ve daha birçok inanılmaz figürlere sahip tarihi güzellikleri Gaziantep’e gelip görmelisiniz.

           Zeugma antik kentinin tarihi güzelliklerine 1700 metrekarelik alanıyla Dünyanın en büyük mozaik müzesi olan Zeugma Mozaik Müzesinden ulaşabilirsiniz.

Okuduğunuz İçin Sevgili Okurlar Kendinize İyi Bakın Yorumlamayı ve paylaşmayı Unutmayınız...

Dünya UNESCO Gastronomi Listesine Giren Gaziantep Mutfağı.

          Ne zaman bu şehrin ismini duysam ilk önce durup şöyşe bi düşünüyorum; Her konuda zengin, her konuda ismini dünyaya duyurmuş içine girince kaybolduğum şehir ve Dünyada şehir ismiyle anılan tek mutfak Gaziantep. Gaziantep mutfağında, Gaziantep'in o dar sokaklarında tarihin bütün izlerini yakalamak mümkündür.
          Gaziantep mutfağı, özel damak zenginlikleri ile tüm dünya mutfakları arasında çok önemli bir yere sahiptir. Gaziantep’te yemek yapmak bir sanattır. Nesilden nesil’e bir miras titizliğiyle yapılan yemekler aranılan damak tadının bulunmasını sağlamıştır.
Bilindiği gibi tarihi İpek Yolunun Gaziantep’ten geçmesinedeniyle birçok kültüre hizmet etmiş olan bu güzel şehrimiz doğal olarak yemek çeşitliliği ile de farkını yansıtmaktadır.
291 çeşit özgün yemek çeşitleri ile Türkiye ve dünyanın en zengin mutfağı olarak tespit edilmiştir Antep Mutfağı… Bunu gerçekten hakediyor bir şehre yemek, tatlı bu kadar çok yakışır! mı bilmem ama Gaziantep denilince ben acıkıyorum. :) Devam edelim...

          Gaziantep mutfağı yemek çeşitlerindeki zenginliğinin dışında kurutulmuş gıdaları(patlıcan, domates, biber) ve baharat çeşitliliğiyle de öne çıkmaktadır…

         
Türkiye’nin ilk mutfak müzesi Antep Şahinbey’de bulunmaktadır.
Türkiye’nin ilk mutfak müzesi Antep Şahinbey’de bulunmaktadır.

          Gaziantep mutfağı denilince akla ilk önce Kebap gelir. Tatlı olarak ise tartışmasız bir şekilde baklava yer almaktadır. Ha birde Lahmacunu unutmamak gerek bunlar Anteplilerin vazgeçilmez üçlüsü arasında yer almaktadır.

           Yemeklerde nane, sarımsak, kırmızıbiber ve baharat bolca kullanılır. Antep sucuğu, Besni sucuk ve pestili, Samsa ve Bastık inanılmaz lezzetler arasındadır.

          Çiğköfte, içli köfte, Kilis kebabı, yenidünya, elma kebabı, simit kebabı, Alinazik diğer meşhur yemekleri arasındadır.

           Yukarıda saydığımız yemek çeşitlerinden fark edildiği gibi Gaziantep mutfağı ete dayalı bir yemek kültürüne sahiptir. 

           Daha çok koyun eti tüketilmektedir. Tek başına sebzeli yemek çeşidi az yapılmaktadır. Sebzeli yemek yapılsa dahi etli yapılmaktadır. 

Gaziantep Mutfağındaki Yemek Çeşitlerini Sıralamak Gerekirse;

Gaziantep Beyran Çorbası
1-Çorba Çeşitleri

          Mercimek Çorbası, Süzme Kırmızı Mercimek Çorbası, Alaca Çorba, Yoğurtlu Dövme Çorbası, Maş Çorbası, Antep Tarhana Çorbası, Maş hor Çorbası, Öz Çorba, Keme çorbası, Un Çorbası, Yoğurtlu Un Çorbası, Yoğurtlu Lebene Çorbası, Yoğurt Çorbası, Süt Çorbası, Düğün Çorbası, Şafak Çorbası, Soğan Çorba, Aşır Çorbası, Muni Çorba.

2-Et Yemekleri

          Kelle paça, et paçası, beyran, şıveydiz, yoğurtlu patates, kabaklama, doğrama, boranı, pir pirim aşı, alinazik, patlıcan musakka, Ekşili Taraklık, et kızartma, Et Sarması, Kuveysal, Darap Gatel, et Paça, Mardındella, Rulo Köfte, Yufkalı Paça, terbiyeli Köfte, Ciğer kavurması, Ciğer tavası

gazantep mutfağından sarma ve dolmalar
3-Dolma ve Sarma Çeşitleri

          Karışık Antep Dolması, Firikli Acur dolamsı, Bulgurlu Kabak Dolaması, Yoğurtlu Kabak Dolması, Haylan Kabağı Dolması, yaprak sarması, lahana sarması ve pancar sarması.

4-Hamur İşleri

          Lahmacun, peynirli pide, şekerli pide, yeşil zeytin böreği, peynir semseği, lor semseği, çökelek semseği, tatar böreği, şiş börek, omaç, pisi böreği.

5-Köfte Çeşitleri

          İçli Köfte, Sini Köftesi, Topaçlı Köfte, Malt ıhalı Köfte( Kırmız Mercimek) Ekşili Ufak Köfte, Haveydi Köftesi.

6-Pilav Çeşitleri

          Etli Pilav, Firik Pilavı, İç Pilav, Sebzeli Pilav, Meyveli Pilav, Mercimekli Pilav, Kıtmalı Bulgur Pilavı, Sebzeli Bulgur Pilavı, Lolazlı (börülce) Pilav.

7-Kebap Çeşitleri

          Ciğer kebabı, Terbiyeli tike Kebabı, Altı Ezmeli Tike Kebabı, Patlıcan Kebabı, Torbada Patlıcan Kebabı, Kıyma Kebabı, Sebze Kebabı, Patates Kebabı, Sarımsak Kebabı, Frank Kebabı, İslim Kebabı, Koç Kebabı, Bamya Kebabı, Simit Kebabı, Keme Kebabı belli, Soğan kebabı.

Gaziantep'in leziz baklavaları
8-Tatlı Çeşitleri

          Baklava, bülbülyuvası, fıstıklı sarma, kadayıf, lokma tatlısı, irmik helvası, aşure, zerde, sütlaç, bastık, nişe helvası, guymak, kaygana, şıllık, kere biç, mayanalı kahke ve hedik.

9-Zeytinyağlı Yemekler

          Ötçe, bıbbıkiye, ekmek aşı, pancar kavurma ve zeytinyağlı kabak içi.

10-Tavalar ve Kavurmalar

          Saçma tavası, sarımsak tavası, domates tavası, bakla tavası, fasulye tavası, et kavurması, ciğer kavurma ve et kızartması.

11-Yoğurtlu Yemek Çeşitleri

          Sarımsak Aşı, Şiveydiz, Acur Muntaniyesi, Yoğurtlu Keme, Yoğurtlu Bakla.

12-Piyaz ve Salatalar

          Maş, fasulye salatası, loğlaz, patates salatası, yeşil zeytin piyazı, çoban salata, domates salatası, koruk salatası, patlıcan salatası ve cacık.

13-Kahvaltılıklar

          Katmer, kaymak, muhammara, yeşil zeytin ekşilemesi, dorgambaç ve tarhana eritmesi

          Sevgili okurlar hakkınızı helal edin ben acıktım eminim sizde acıkmışsınızdır. Gaziantep tarihi ve mutfağı bakımında her yeri ile lezzetli mutlaka gelip gezmenizi tavsiye ediyorum Herkese AFİYET OLSUN.... Yorumlamayı unutmayın...


Güneydoğunun Elması Kelaynak Kuşları.

Birecik Kelaynak Kuşları
          Fırat nehrinin serin sularının kenarına kurulmuş bir şehir BİRECİK; ve bu şehiri mesken tutmuş dünya üzerinde az sayıda kalmış Kelaynak kuşları, kayalık veya yarı çöl kurak yaşam alanlarında yaşayan iri yapılı, suda veya çamurda yürüyen ince uzun kıvrık gagası ile leyleğe benzer, 70-80 cm uzunluğunda, 120-135 cm kanat genişliğinde bir kuş türüdür.

          Ülkemizde Urfa’nın Birecik ilçesinde kuluçkaya yatan Kelaynak Kuşları isimlerini başlarının hemen üst kısmında yer alan tüy bulunmasından almıştır. Vefakâr bir kuş türü olan Kelaynak kuşları genellikle Türkiye ve Kuzey Afrika’da yaşamaktadırlar.

          Kelaynak kuşlarının nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıyadır bu yüzden ülkemizde ve dünyada ciddi koruma çalışmaları yürütülmektedir. Türkiye’de suni barınaklarda üremeleri gerçekleştirilmektedir. Yaklaşık 75 bireyin göç etmesine izin verilmemektedir.

          Kelaynak kuşları çok sosyaldirler. Sabahın erken saatlerinde grup halinde geceledikleri alandan ayrılıp 10- 15 km uzaktaki beslenme alanlarına doğru yola çıkarlar.

          Uzun ve kavisli olan gagalarını kullanarak toprağı veya çalıları didikleyip yem ararlar. Kelaynaklar etçillerdir ve böcek, kertenkele, çekirge, yılan, karınca, akrep gibi kurak alanlarda bulunan canlılarla beslenirler. Ortalama ömürler 25-30 yıldır. Yılın ilk aylarında üremeye başlayan kelaynak kuşları Şubat, mart aylarında yuvalarını yaparlar. Ortalama yumurta sayıları ise 3-4 adettir. Bu yumurtalardan sadece 1 veya 2 si yaşamayı başarmaktadır.

Birecik Kelaynak Kuşları
          Kelaynakların bir başka önemli özelliklerinden bir tanesi de tek eşli olmalarıdır. Bolluk ve bereketi simgeleyen Kelaynak kuşları Birecik’in bir sembolü olmuştur. Aşağı Fırat Havzasının ılımlı ikliminin etkisi ve tarlalardaki haşaratın bu kuşların besinleri oluşu Kelaynak Kuşlarının Birecik’i seçmesinin en büyük nedenlerindendir.

          Bir diğer güzel tesadüfü nokta ise Kelaynak kuşlarının 14 Şubat’ta Birecik’e göç etmesidir. Eskiden Birecik halkı Kelaynak kuşlarını o kadar benimsermiş ki Şubatın ilk haftasından itibaren Birecik’e gelen Kelaynaklar kuşları için etkinlikler düzenlenir, ilçede bayram havası yaşatılırdı.

          Günümüzde Çevre ve Orman Bakanlığıyla, Doğa Derneği tarafından Kelaynaklarla ilgili eğitim projesi uygulanmaktadır. Bu Proje ile Kelaynak Kuşlarının tanıtımına katkı sağlamak ve bölgeye daha çok ziyaretçinin gelmesi hedeflenmektedir.

          Günümüzde 83 kelaynak olmakla beraber 13 tane yavru bulunmaktadır. Ve Birecik`teki Kelaynakların sağlık durumları da iyidir.

Nizip Fevkani Kilisesi.

Tarihi Kilise
          Fevkani Kilisesi; Dönemin Ermeni Halkının ibadet ihtiyacını karşılamak amacıyla açılmıştır. Tam Olarak Ne Zaman Yapıldığı Bilinmemektedir. Rivayetlere göre Hz. Muhammet S.A.V Döneminde de var olduğu söylenmektedir.  Gelin bu gizemli yapıyı çözelim.

          Gaziantep’in Nizip ilçesinde yer alan bu tarihi kilisenin ne zaman ve kimler tarafından yaptırıldığı tam olarak bilinmemektedir. Kitabesi bulunmayan bu kilisenin XI.-XII. yüzyıllarda Bizans döneminde yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Moloz taştan, dikdörtgen planlı olan kilisenin apsidi yarım yuvarlak olarak dışa çıkıntılıdır. İçerisindeki bezeme ve Aziz tasvirleri günümüze gelememiştir maalesef. Dış mimaride kapalı Yunan haçıbelirgin bir şekilde fark edilmektedir. Haçın kolları dışarıya üçgen alınlık şeklinde yapılmıştır. Bir odası bulunmaktadır. Bu odanın altında da bir papaz mezarı olduğu söyleniyor.

          Kilise 1800’lü yıllarda cami olarak kullanılmaya başlanmış bu fonksiyonu yaklaşık olarak 1 asır sürmüştür. 1888 tarihinde yaptırılan Şıhlar Camii ve 1904 yılında yaptırılan Molla Ahmet Cami'nin hizmete açılmasıyla terk edilmiştir. Kilise işlevini yitirdikten sonra bir süre han ve depo olarak kullanılmıştır.

          476 m2 alana sahip Fevkani mahallesinde bulunan 542. ada 3. parsel vakıflar Genel Müdürlüğü adına kültür varlığı 476 m2alana sahip Fevkani mahallesinde bulunan 542. ada 3. parsel vakıflar Genel Müdürlüğü adına kültür varlığı 


          Bu tarihi mekânımızın daha farklı projelerle hayata döndürülmesi Ülkemiz açısında çok büyük bir önem arz etmektedir.

          Kilise şuanda engelliler derneğine tahsis edilerek sosyal çalışmalarda kullanılması sağlanmıştır.

Tarihi Kilise
Nizip Fevkani Kilisesi.