Blog Hakkında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Blog Hakkında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Yıl Geride Kaldı

1, 2, 3, 4 (bu yaş günü kutlamayı unuttuk!), 5, 6, 7 derken tam 8 yıl geride kaldı. Çocuğunuzun yaş günün kutlamak gibi. Büyüdükçe elinizden kayıp gidiyor. Daha az iletişim kurup daha az ilgilenebiliyorsunuz. Geçmişi özlüyorsunuz...

Uykusuz kalıp sabahın 3 üne kadar yazı yazdığım o günleri, o heyecanımı, o sabrımı özlüyorum. Yüzlerce farklı insandan teşekkür ve dua aldım. Kimisi bana o kadar güvenmişti ki altından kalkamadığı sorunları çözebilmem için Blogger şifresini benimle paylaşmıştı. Okuldan mezun olup askere gittiğimde bile yazmaya devam etmiştim. Sonra işe başladım ve azalarak da olsa yazı yazmaya devam ettim. İş hayatının yoğunluğu, yorgunluk derken eski yazılar pranga olmaya başlamış ve ben yeterince yazı yazamaz, gelen yorumlara cevap veremez oldum.

Bu durumu en güzel aşağıdaki grafik özetliyor. 2015 yılın geçen 5 ayında tek bir yazı bile yazmamışım. Halbuki söylenecek ne çok şey var. Değil mi?
7 Yılı Birlikte Geride Bıraktık

7 Yılı Birlikte Geride Bıraktık

Sizlere ilk defa Nisan 2007'de Blog Tutmaya Başlayanlar Arasına Bir Nefer Daha Eklendi... diyerek seslenmiştim. MaFiAMaX Blog! a ilk yorumu da üniversite arkadaşım Begüm yapmıştı. O günden bugüne 7 yıl geçti. Bu blog 8 yaşından gün almaya başladı...

Türkiye'de 8. yılına giren blog sayısı ne yazık ki çok az. 2005-2010 yılları arasında altın çağını yaşayan bir platformun bugün ki durumu üzücü gerçekten. Bugün geldiğimiz nokta yaşam döngüsünden ibaret aslında. Her geçen yüzyıl insanlar hayatı daha hızlı yaşamak, birim zamanda daha çok iş yapmak zorunda kalıyor. Ama depresyon hiç olmadığı kadar da yaygınlaşmış durumda, grip gibi yayılıyor.

Basının geldiği noktaya bakın, gazete tirajları ortada. Artık haberciliği twitter üzerinden yapıyorlar. Hızlı, kontrolsüz ve zahmetsiz. Böylesine güçlü bir oluşumun geldiği noktada blog yazma ve görüntülenme oranlarının düşmesi kaçınılmaz bir sondu. Öyle de oldu.

Ben bir zamanlar okumaktan büyük keyif aldığım bloglar vardı. Sizlerin okuduğu ve özgün yazılar yazan bloglar varsa buradan paylaşmanızı rica ediyorum. Bilginiz olsun, ticari-şirket bloglarını (ara ara reklam amaçlı bir çok yorum geliyor) yayınlamayacağım.
Blog 7 Yaşından Gün Almış

Blog 7 Yaşından Gün Almış

Bir çoğunuz gibi, amatör bir ruhla ve plan yapmadan başladım blog yazmaya. İnsanın düşüncelerini milyonlara hızlı ve ücretsiz bir şekilde aktarmanın verdiği hazzı ilk gün ki gibi hatırlıyorum. Evrendeki yıldızlar gibiyiz bu dünyada. Işığı fazla olanlar farkındalık yaratabiliyor. Çoğumuz "sıradan" bir hayat yaşıyoruz. Gittikçe içine kapanan, depresyonun daha sık görüldüğü bir çağda, karşılıklı olmasa bile bir şekilde sesimizi duyurabilmenin önemli olduğunu düşünüyorum. 6 yılı hep birlikte geride bıraktık.

Sıradan hayatlarımızda iş yaşamı oldukça büyük yer kaplıyor. İlk günlerdeki heyecanımı anımsıyorum da günün birinde, geriye baktığımda, yılın ilk yarısına kadar ancak 2 yazı yazdığımı göreceğim aklımın ucuna bile gelmezdi. Malesef yaşamak için çalışmakla çalışmak için yaşamak kavramını iyiden iyiye düşünmeye başladım. Profesyonel olarak ilk maaşımı aldığım zaman mutluluğumu sizlerle paylaşmıştım. O günden bugüne iki yıl geçti. Geçen zaman dilimi bir çok şeyi beraberinde getirirken bir çok şeyi de alıp götürdü. Hayat ne yazık ki karşılıksız değil. Önemli olan alışverişten memnun kalıp kalmadığınız. Yani tartının hangi tarafında olduğunuz önem kazanıyor. Bu konu da maalesef göreceli bir kavram. Konuya ne açıdan baktığınızla birebir alakalı.

Bugün, sağlık sorunum nedeniyle muayene oldum. Aylardır iş sebebiyle tedavisini ertelediğim kıl dönmesi şikayeti için gittim doktorlara. Yumurta kapıya dayandığında anlıyor insan; tedavi ERTELENMEZ. İş hayatında duygusallığın uzun vadede zarar getirdiği aşikar. Ne kadar profesyonelseniz o kadar mutlu olabilirsiniz. Buna inanmaya başladım. Benim gibi duyguyu ön planda tutan biri için kabullenmek zor geliyor.

Çok garip ama bu yazıyı yazmaya karar vermeden hemen önce, yani bir saat kadar önce, bugün yapmayı planladığım işi hiç değilse evden yapmaya hazırlanıyordum ki bloğumda bir şeye bakarken 6 yılın geride kaldığını, 7 yıldan gün aldığımızı farkettim. İş yoğunluğu sadece sağlık sorunlarını değil hayatı da unutturabiliyor.

Hayat ne kadar karamsar görünürse görünsün mutlu olabilecek bir neden bulmak çok zor değil. Fiziksel engeli sebebiyle karşıdan karşıya geçerken zorlanan birini görmeniz ne kadar çok şeye sahip olduğunuzu hatırlamanızı sağlıyor. Hırslarımızı ve arzularımızı dizginleyebildiğimiz sürece mutlu olabileceğimize inanıyorum. Dünya'nın sudan sonra en yaygın içeceğini üreten Coca Cola bu işi çoktan keşfetmiş: "Mutluluğa kapak aç" sloganıyla pazarlıyor ürünlerini :)

Lafı fazla uzatmadan... Aranızda İnşaat Mühendisliği bölümünü okumak isteyen veya okuyanlar mutlaka vardır. Bundan sonra ara ara meslekle ilgili yazılar da yazıp bazı fikirler vermeyi düşünüyorum. Sahi, Perşembe günü ameliyat olma ihtimalim var. Ameliyat olduktan sonra kıl dönmesi şikayeti ve tedavi süreci hakkında da yazı (sağlık hakkında yönlendirici yazı yazmamak gerektiğini çok iyi biliyorum. Bu sebepten dolayı sadece yaşadıklarımı anlatacağım) yazmayı düşünüyorum.

Neden Yazamıyorum?

Blogların popüleritesini kaybetmesine neden olan bir çok sebep sayılabilir. Herkesin aklına ilk gelen sosyal ağlar en önemli sebep olarak gösteriliyor. Doğrusu, 2004-2008 yılları arasında altın yıllarını yaşayan blogların bu denli kan kaybedeceğini düşünmemiştim. Bu konu hakkında yerli ve yabancı onlarca yazıya denk geldim. Her yazar biraz da kendi perspektifinden bakarak durumu değerlendirmişti. Blogların bugün sahip olduğu etkinlik elbette yadsınamaz ancak önceki günlerine dönemeyeceği de gün gibi görünüyor.

Bu yazımda, yıllardır beni takip eden okuyucularıma nelerin değiştiğini, eskisi gibi neden yazamadığımı anlatmak istiyorum.

Bu blogun temellerini 2007 yılında, üniversite bilgisayar labaratuvarında atmıştım. O zaman neler yazacağımı bilmeden 3 basit adımda kurmuştum bu bloğu. MaFiAMaX kullanıcı adımı hiç düşünmeden blog adresi olarak belirlemiştim. O zamanlar belli bir konsept düşünmediğim için isme de önem vermemiştim. Bugün bakıldığında da belli bir konsepti olmayan bir bloga sahibim. Blog yazmaya başladıktan hemen sonra, yazılımsal anlamda bazı ihtiyaçlarımın doğduğunu farketmiştim. Artık, Blogger'ın bana hazır sunduğu özellikler yetmiyordu. Araştırmacı ve meraklı kişiliğimin de yardımıyla Blogger'da bir çok özelliği ilk uygulayıp, sonrasında da okuyucularıma sunmaya başladım. Zaman geçtikçe hevesim artıyor, sabaha karşı saat üçlere kadar yazı yazdığım oluyordu. Bilhassa yabancı kaynakları takip ediyor, makaleler okuyor, deneysel çalışmalar yapıyordum. Bitmek bilmeyen heves ve güç vardı içimde. Yavaş yavaş Türk blog küresinde iyi yazılar yazan yazarları da keşfetmeye başlamıştım. RSS yayınımda 50'ye yakın blog bulunuyordu. Her blog arı gibi çalışıp sürekli yazı yayınlıyordu. Şimdi RSS yayınlarıma baktığımda blog çöplüğüne dönüştüğünü görmek üzüyor beni. Üniversite hayatımın bazı günlerinde 05:30'da uyanıp, akşam 20:30'da eve döndüğüm olsa da asla zamansızlık yaşamıyordum. Çünkü, arzularınızın önüne çok az engel çıkabiliyor, ben büyük bir şevkle yazıyordum. Aklıma bir konu geldiğinde, trende, minibüste veya okulda olmam farketmiyordu: hemen not defterimi açıp notlar alıyordum. Bazı yazılarımı tamamiyle not defterine yazıp evde sadece temize geçtiğim oluyordu :) Kimi zaman yitip gitmiş blogları gördüğümde, çocukların bağıra çağıra aldırdıkları oyuncaklarını hevesleri geçtiğinde ortalığa atmasına benzetiyorum. İnsanoğlunun ilgisinin hiç bir zaman sabit kalmadığını biliyorum. Değişen ve gelişen çevreye ayak uydurduğumuz için ilgi alanlarımız da sabit kalmıyor. Ben, 2009 yılında okulu bitirdiğimde yoğun bir şekilde yaşamıştım bunu. Artık birinci önceliğim mesleğimi yapabilmekti. Öyle ya, 4 sene dirsek çürütmüş, binlerce kilometre yol katetmiştim. Kaybedecek zaman olmadığı için tek hedef iş bulmaktı, tabi bir de askerliği yapmak. Askerlik, yüksek lisans derken çok şükür 2011 Haziran'ında işe başladım. Zamanın su gibi geçtiği şu bir yıla baktığımda zamanım olduğu halde blog yazamadığımı farkettim. Ayda 20 yazı yazdığım günlere bakınca yılda 16 yazı oldukça az değil mi :(

Peki zamanım olduğu halde blog yazamamamın sebebi ne olsa gerek?

  1. Bilgisayara bakamamak. Evet, benim meslek hastalığım bilgisayara bakamamak :) Blog yazmama engel olan en önemli sebep... Gün boyunca, herkesten çok ona baktığım için eve geldiğimde kapalı monitöre bile tahammül edemiyorum.
  2. Blog küredeki cansızlık ister istemez etkiliyor insanı. Heyecanla takip ettiğim bir çok yazar ununu eleyip eleğini asınca yalnız kalmış hisettim kendimi. Yazıların hak ettiği ilgiyi görmemesi de hevesi kursakta bırakabiliyor.
  3. Mesleğim gereği bedensel olarak oturmaktan yorulmak (sakın gülmeyin, gerçekten de oturmak bünyeye pek iyi gelmiyor) dışında bir şey olmuyor. Fakat zihnen yaşadığım yorgunluk hayat enerjimi emip götürüyor. Mimarların bitmek bilmez istekleri hayat törpüsü oluyor (aranızda mimarla varsa kusura bakmasın). Bazen, hafta boyu ne bir yazı okuyabiliyorum ne de haberleri takip edebiliyorum. Gündemden uzaklaştıkça da yazma kabiliyeti de köreliyor.

İşte böyle anacım. Daha yazacak çok şey var ama ne size o kadar uzun yazıyı okuyacak sabır ne de ben de güç var. Zor bela monitörüne baktığım bilgisayarımdan bir durum değerlendirmesi yazıp sizlere sunmaya çalıştım.

Saygılarımla.